Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aydın SünSinan: Faselis, PR ajansları ile medya mensuplarının ilişkisini, dolayısıyla bir anlamda iletişim sektörünü yepyeni bir boyuta taşıdı. Ben ajans hesabı üzerinden inceledim ama tahmin ettiğim kadarıyla arka planında basın mensuplarına dönük çok iyi bir servis var?

Aydın Sün: Evet fakat gazetecilere yönelik daha da iyi bir servis yolda… Birazdan onu paylaşırım sizinle.

Sinan: Harika! Fakat öncelikle okuyucuya Faselis’i anlatmamız lâzım. Nereden çıktı bu fikir? Bildiğim kadarıyla siz aslında yazılımcıydınız?

Aydın Sün: Doğru. Ben Darüşşafaka Lisesi mezunuyum. Yazılımla Darüşşafaka’da tanıştım. Ardından Bilgisayar Programcılığı okudum. Trakya Üniversitesi’nde. 92 mezunuyum. Derken sektöre hızlı bir giriş yaptık, bir arkadaşımla ilk iş yerimizi kurduk.

Sinan: Yazılım şirketi mi?

Aydın Sün: Hayır, bilgisayar satışı! 93’ler, bilgisayarın patladığı zamanlardı. Arkadaşımla ailelerin desteğini de alarak 1000 Dolar sermaye ile ilk şirketimizi kurduk. Ama üstüne krizi yedik. Aylık vade farklarının %9 olduğu, çekle iş yapıldığı yıllardı. 95’te işi ortağıma devrederek bıraktım. Tamamen tesadüf eseri teknoloji gazetecisi oldum. Capital Dergisinin araştırma müdürü Yücel Kamcez vardı. Vaktiyle bir yazılım çalışması yapmıştık. İşte dövizdi, enflasyondu, bir sürü bilginin olduğu istatistiki verileri hazırlayıp disketle teslim ediyorduk. İşi bırakınca Yücel abiyi aradım, “abi IT ci olarak iş bakıyorum” dedim. Tesadüf, o da adam aradığını söyledi ama ben yazılımcıyım, ne anlarım yazı yazmaktan, gazetecilikten? Hani program olsa yazalım da… Yücel abi “sen gel, öğretiriz” dedi. Giriş o giriş… Computer world’de teknik editör olarak başladım. Döve döve bana yazı yazmayı öğretti Yücel Abi J Ardından Information Week’in kurucu yazı işleri müdürlüğünü yaptım. Ama büyük yayın gruplarında bu işler nasıl olur biliyorsunuz. Hele bir de bizim o zamanki yaptığımız gibi, kontrollü abonelikle, bayide satılmayan, tamamen reklam geliri üzerine dayalı bir model pek akıllarına yatmıyordu. Ben bıraktım. Superonline’da elektronik ticaret ve iş geliştirme departmanına geçtim.

Sinan: Hep işin teknoloji boyutundaydınız ama değil mi?

Aydın Sün: Yok, orada işin business boyutundaydım ki işin güzel tarafı da buydu. Hatta iş modelini geliştirme sürecinde biraz da pazarlamaya girmiş olduk. O süreçte Türkiye’nin ilk “.com” değerlemesini yaptık. Pamuk Finans’la birlikte Türk Ticaret Net’in işiydi. Ardından Superonline, Turkcell ve Digiturk’ün ortak projeleri, sonra Andersen Consulting ile iş geliştirem projesi, sonra Şubuo… Derken Turkcell iş geliştirme departmanını da içine alma kararı verdi, bize de iki seçenek sundular: Ya gelin Turkcell’de çalışın, ya da tazminatınızı alıp ayrılın. Ben tazminatı almaya karar verdim. Rizikoyu seviyorum biraz. Dergiciliğe döneyim istedim. Sene 2002…

Sinan: 2001 krizinden sonra?

Aydın Sün: Evet. Bilgisayar ağları üzerine bir dergi planladık. Yine bir arkadaşımla alt yapısını hazırlayıp sıfırıncı sayıyı yapıp insanlara gönderdik. Çok beğenildi. Fakat 2002, seçimler var. Herkes “hele bir seçimler bitsin” dedi. Seçimler bitti, yıllardır olmayan bir şey gerçekleşti ve tek parti hükümeti çıktı. “Ekonomi hareketlenecek” derken tak! ABD Irak’a girdi. Bir süre bir şirkette uydu üzerine pazarlama ve satışla uğraştıktan sonra Bersay’a geçtim. Böylelikle halkla ilişkiler sektörüne girmiş oldum. Bersay’da teknoloji ağırlıklı müşteriler vardı fakat teknoloji kökenli adam yoktu. Biliyorsunuz, iletişimde işi anlamazsanız çok kötü sonuçlar doğabiliyor.

Sinan: Fakat PR alanında da bir background yok?

Aydın Sün: Yok. Sadece 4-5 yıllık teknoloji gazeteciliği var. Onu da en alt basamaktan başlayıp öğrene öğrene kazanmışım. Yaş ilerlese de her şeyi baştan öğrenmeniz gerekiyor böyle durumlarda. Neyse, Vestel ile başladım Bersay’da. Sonra Google, Türk Telekom, TTNet… Ardından Bursa Gaz için çok başarılı bir iletişim çalışması yürüttük ekip olarak. O zaman için ilk denecek uygulamalar gerçekleştirdik Bursa’da doğal gazın yaygınlaşması için. Camilerde hutbe okutulmasından, okullarda seminerlere, derslere kadar çok kapsamlı bir iletişim çalışmasıydı. Bütün bu çalışmalar sırasında fark ettim ki, halkla ilişkiler sektöründe basın bülteni dağıtımı işi eski yöntemlerle yapılıyordu. Basın toplantısı yapıyorsunuz mesela… Sabah yapmak zorundasınız, neden? Fotoğraflar çekilir, dialar gelir, seçersiniz, çoğaltmaya gönderirsiniz, ancak öğleden sonra gazetelere servis edebilirdiniz bültenleri… E-mail yollamaya kalksanız, yüksek çözünürlükteki görselleri eklemeniz gerekir fakat biliyorsunuz, 1-2 MB kota sorununa takılıyordunuz. Doğru düzgün görsel gönderemiyordunuz. Basın listelerinin düzenli olarak güncellenmesi gerekiyordu… Bütün bunlar için teknolojiye yatırım yapan bir PR ajansı olsanız bile bazı şeyler için yetmiyor. Mentaliteyi değiştirmek gerekiyordu. Mesela data güncelleme sorunu… Bersay’da sadece 8-10 kişilik bir operasyon ekibi bir yandan data güncellemesi yapıyor, bir yandan basın bülteni gönderiyor, bir yandan LCV araması yapıyordu. Bu arada diğer işlerin yapılması gerekiyor, işte basın toplantısı organizasyonu, karşılamalar falan… Tatsız sürprizlerle de karşılaşılıyordu tabii… Hiç unutmam, bir basın toplantısı sırasında listemde falanca dergiden, filanca hanım görünüyor. Toplantıya geldi biri, ben listeye bakıp “falanca hanım mı?” dedim. Gelen arkadaş, “o 2 sene önce vefat etti” dedi. Nasıl kızardığımı tahmin edebilirsiniz. Bütün bu deneyimler gösterdi ki, bu iş ne kadar ekip işi olsa da, ne kadar teknoloji kullanılıyor olsa da, olmuyor… Bu işi ayrı bir hizmet olarak yapabilir miyim diye düşünmeye başladım. Yani Bersay içerisinde yapmak mümkündü tabii ama bu, işi verimli kılmazdı. Bu nedenle ayrı bir servis olarak yapmaya karar verdim. Kolay olmadı tabii! Yazılım geçmişim geride kalmıştı. Yazılım da yabancı dil gibidir, sürekli kullanmazsanız unutursunuz. Kaldı ki teknoloji sürekli gelişen bir şey, kendinizi sürekli update etmeniz gerekir. Çare olarak ilk versiyonu Hindistan’da yazdırdım fakat istediğim gibi olmadı. O yüzden ilk versiyonda çok ısrarcı olmadım.