Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aydın SünSinan: Yurtdışında bu işin bir karşılığı var mıydı peki?

Aydın Sün: Var, var. Onun detayını da anlatayım. Bir yere bakıp yaptığımız bir iş değildi bu. Tamamen şeytanın dürtmesinden, benim rahatsız bir adam olmamdan kaynaklanıyor. Şurada görseli değiştirelim, yok jpeg destekliyoruz, bari gif desteği de olsun, liste modeli dinamik olsun diye diye ilerliyorsunuz. Aslına bakarsanız, ben bir iletişimci olarak nasıl bir şey kullanmayı hayal ediyorsam, onu gerçekleştirmeye çalıştık hep.

Sinan: Ama bu arada Amerika’yı yeniden keşfetmek de var? Dünyadaki örnekleri nedir ne değildir bakmıyor muydunuz?

Aydın Sün: Şöyle… Yapanlar var, biliyorum ama detayına giremiyorsunuz. Büyüdük, büyüdük, ajansların %80’iyle çalışır hale geldik. Öyle bir dünyadayız ki, ya büyüyeceksin ya biteceksin…

Sinan: Rakip de yok bu arada?

Aydın Sün: Çıkmaya çalışanların hepsi çok komik çözümlerle çıkmaya çalıştılar. “Vay, burada para varmış, biz nasıl buradan sebepleniriz?” diye… Bu arada bizim ekip 2013’te 15-16 kişiye ulaştı.

Sinan: Hepsi yazılımcı mı?

Aydın Sün: Yok. Bir kesim güncelliyor. Güncelleme ekibinde şöyle bir yöntem izliyoruz. İletişim Fakültesinden yeni mezun olmuş, sektördü çalışmak isteyenleri alıyoruz. 1 yıl boyunca gazetecileri arıyor, medyayı öğreniyorlar. Aslında bir ajansa girdiklerinde yapacağı ilk işleri yapmış oluyorlar. 1 yılın sonunda da biz onları müşterilerimize duyuruyoruz. “Bakın böyle böyle bir elemanımız var. Artık bizde süresi doldu” diye.  Çünkü güncelleme dediğiniz şey öyle ömür boyu yapılacak, insanın kariyerinde sürdürülebilecek bir şey değil. Yönetici pozisyonunda 1 kişi var zaten. Böylece biz her yıl 4-5 kişiyi yetiştirir, sektöre kazandırır, yenilerini alırız. Bunun dışında muhasebe, satış ekibi, yazılım ekibi ve teknik destek ekibi oluştu. Kadro 10 kişiyi geçti. Teknik destek ekibini barındırmak zorundasın, çünkü sonuçta browser tabanlı da olsa teknik sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Bunlarla yazılımcının ilgilenmesi ciddi zaman kaybı… Bu durumda hem içerinin desteğini sağlayacak, hem gerektiğinde müşteriye teknik sorunlarda destek verecek eleman istihdam ediyorsunuz. Sonuçta ortaya böyle bir yapı çıktı. Ama Türkiye’de de artık büyüyebileceğimiz bir alan kalmadı. Ajansların çok büyük çoğunluğuyla çalışıyoruz zaten. 100 civarında da kuruma hizmet veriyoruz. Fakat biz kurumla çalışan bir firma değiliz. Temel müşterilerimiz ajanslar. Kurumlar geldiğinde seçici davranıyoruz. Çünkü ajansların müşterisidir bu kurumlar. Kurum bizimle çalışmak istediğinde ilk sorumuz “bir ajansla çalışıyor musunuz?” oluyor. Eğer bir ajansla çalışıyorsa teklif vermiyoruz. Çalıştığı ajansla devam etmesini tavsiye ediyoruz. Eğer bir ajansla çalışmıyorsa o zaman satış ekibimiz giderek sistemi anlatıyor ve bu arada içerideki ekibin yetkinliğini gözlemliyor. İletişimi inhouse yönetebilecek bir kadro olup olmadığına bakıyor. Eğer öyle bir kadro yoksa “kusura bakmayın, Faselis sizin için uygun bir sistem değil, sizi bir ajansa yönlendirelim” diyoruz. Israrcı olursa da teklif olarak ajansların bize müşteri için ödediği fiyatın çok üstünde bir fiyat veriyoruz.

Sinan: Dolayısıyla ajansları rahatsız etmeyecek bir fiyat ve müşteri politikanız var?

Aydın Sün: Aynen öyle. Bunun ne kadar doğru bir yaklaşım olduğunu da görüyoruz. Bir çok ajanstan bize kurum müşterisi geldi. Kurum bu işi inhouse olarak yapmaya karar verdiğinde, ajans bize yönlendiriyor müşteriyi. Fakat dediğim gibi ülke de artık dar gelmeye başladı bize. Ama öncelikle 2013 ten itibaren altyapımızı yenilemeye başladık. Data center alt yapımızı yurt dışına taşıdık. Çünkü sistem üzerinden giden günlük mail sayısı arttı ve buradaki mail altyapısı yetmemeye başladı. Eski php yapımız ihtiyacı karşılamaz hale geldi. Sıfırdan bir yenilemeye gittik. Yurtdışına gözümüzü dikişimiz de o tarihlere denk geliyor.

Sinan: Faselis benzeri bir yapı var mı yurtdışında?

Aydın Sün: Var. Ama şöyle var. Bizim şu anki Faselis versiyonumuzla onları karşılaştırırsak, onlar Murat 124, biz Ferrari’yiz. Meğer bütün bu süreçte bizim onlardan feyz alacağımız değil, onların bizden feyz alması gereken bir sistem kurmuşuz.

Sinan: O halde Faselis’in yurtdışında bir karşılığı yok?

Aydın Sün: Bu işi yapanlar var. Bunlar temelde data sağlıyor, data satıyorlar. Bir de belirli yerlerde yayınlama garantisiyle servis veriyorlar. Son birkaç yıldır mailing de yapabiliyorsunuz. Bunlar aslında hayli eski kuruluşlar. İşe kitapçık basarak başlamışlar, sonra diskete, CD’ye, sonrasında da web sitesine geçmişler. Bu alanda dünyanın en eski firmaları aslında. İngiltere merkezli PR News Wire’ın cirosu 200 milyon Pound’un üzerinde. Yani eski de olsa, rakamların çok büyük olduğu kurumlar bunlar.

Sinan: Fakat bu rakamlar, kullandıkları yüksek teknolojiden değil, kurumlaşmış olmalarından kaynaklanıyor anladığım kadarıyla?

Aydın Sün: Aynen öyle. Ama çok hantal yapılar bunlar. Biz Türkiye temsilciliklerini de yaptığımız için biliyoruz nasıl bir yapıda olduklarını. Yurt dışına açılmak lazım, oradaki ajanslara gitmek lazım, bunu biliyoruz ama nasıl gitmek lazım? Türkiye’de sıfır sermaye ile kurulmuş, kendi yağıyla kavrulan bir şirketiz sonuçta. Dışarıdaysa büyük bir dünya var. Bu işin en büyük pazarı ABD ve İngiltere! ABD çok büyük, İngiltere’ye gitsek tüm büyük rakiplerimiz orada. Tam kurtlar sofrası! Bizi yerlerler! Ne yapmak lazım? O zaman Avrupa’ya gidelim, orada büyüyelim dedik.