Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aydın SünSinan: Ne vardı kafanızda o sıralar?

Aydın Sün: Aslına bakarsınız şu anki kadar büyük bir vizyon yoktu. Halkla ilişkiler ajanslarına ve büyük kurumlara medya datası güncelleme işini ben yapayım demek ve bu işte karşılaştıkları sorunları çözmekti ilk planım. Ha, bir de eski bir gazeteci olarak, gazetecilere yüksek çözünürlüklü görsellerin düşük boyutlu maillerle gönderilebildiği daha kaliteli basın bültenlerinin gönderilebileceği bir sistem hayal ettim. Önce birkaç küçük ajans, birkaç küçük kurumla başladım işe. Home Office çalışıyordum. Datayı güncelleyen de, satış yapan da, teknik desteği veren de bendim.

Sinan: Bu süreçte karşılaştığınız en önemli direniş, itiraz noktaları neydi? Çünkü güvene dayalı bir şey bu sonuçta?.

Aydın Sün: En büyük direnç; “bu işi niye dışarıya veriyoruz ki, biz zaten yapıyoruz” idi. İkincisi; “bizim zaten listemiz var, hem biz çok günceliz”. Dediğiniz gibi, güvene dayalı bir şeydi bu. İnsanlar “yapabilir mi?” diyordu. Ajanslara, “listenizi gönderin, karşılaştıralım, eksiklerinizi tamamlayalım” diyordum. O yüzden başlangıçta hayli alçak sesle konuştuk, küçük ajanslara kendimizi anlatmaya çalıştık. Sonra 2. Sürümü hazırladım.

Sinan: İlk sürümün eksiklerini saptamanız sırasında ve sorunları çözme aşamasında nelerle karşılaştınız?

Aydın Sün: Teknik sorunların bazılarını çözmekte zorlandım. Mesela Hintlilerin yazdığı liste modeli, benim kafamdakiyle örtüşmüyordu. Tamam, ürün çalışır bir üründü ama istediğim düzeyde değildi. Mesela mail gönderimi yapamıyordu. Mail altyapısına hakim bir arkadaşımdan destek aldım ama bunu Hintlilerin hazırladığı sürüme entegre edemezdik. İnternet üzerinden bir Türk yazılımcıyla tanıştım, şu an CTO’muz. Entegrasyonu onun desteğiyle hallettik. Bütün bu gelişmelere rağmen sistemin kalitesi, benim altına imzamı atacağım kadar iyi değildi. Kafamdaki tüm sorunları çözmeye yetmiyordu yaptıklarımız.

Sinan: Bu arada ajanslardan feedback alıyordunuz mutlaka? Çıtayı yükseltmenize dönük geliştirici talepler geliyor muydu?

Aydın Sün: Doğrusunu isterseniz çok değil. Çıtayı hep biz yükselttik. Hatta her sürüm geliştirme sırasında dirençle karşılaştık: “Ne gerek var?”.

Sinan: Talep yok aslında? Bir anlamda talebi siz şekillendirdiniz?

Aydın Sün: Aynen öyle. Ortada böyle bir iş de yoktu, talep de yoktu. Bizim yaptığımız işleri yapmaya çalışan medya takip merkezinin bir çözümü vardı MBR diye. Ama data satmaktı onların temel şeyi. Ben bu işi data satmak değil, hizmet vermek olarak konumlandırdım. Marka başı fiyatlama. Ajanslar şey diyordu: ne gerek var, yani biz içeride yapıyoruz. Ee bu daha ucuza geliyor diyorsunuz. Sonrasında şey diyor. ‘’ e bizim bir sürü müşterimiz var, pahalıya geliyor bu iş’’

Sinan: Tabi müşteri bazında?

Aydın Sün: Evet müşteri bazında yapıyoruz. Ama şunu anlatıyorsunuz. Müşteriden aldığınız bir fiyat var. Ve bunun çok ufak bir kısmını bu iş için harcıyorsunuz ve toplamda ödediği yine pahalıya geliyor dedikleri şey, bir adamın maaşından daha düşük bir para. Ve o ölçekteki bir ajans en az kendi senior danışmanları ve çalışanları dahil pek çok kişinin günlerini haftalarını zaman olarak harcıyorlar bu iş için. Sadece datayı güncellemek değil çünkü olay. Doğru basın listesine, doğru şekilde basın bültenini göndermek de bir zaman işi. BERSAY bu işi operasyon ekibiyle yapıyordu ama pek çok ajans doğrudan medya yöneticileri kendileri, kendi bilgisayarlarında yapıyor. Ve bu da zaman işiydi. Giden işin kalitesi, yeterince görsel, video gönderememe gibi bir sürü sıkıntısı da cabası. 2009’da sıfırdan yeniden 2. Versiyonunu yazdık. O zaman ismi ‘’basın odası’’ idi. Çalışan bir sistemdi ama yeterince kolay ve esnek değildi.

Sinan: Bu sizin açınızdan öyleydi ama?

Aydın Sün: Tabii canım!

Sinan: Sektörün ilgisi nasıldı?

Aydın Sün: İlgisi şöyle. 2. Versiyonu çıktıktan sonra ben bastırdım. Büyük ajanslarda ilişkilerimi kullandım. Mesela Bersay ilk 2 yıl müşterim olmadı. Ki ayrılırken Ali Bey “bak güzel bir şey planlıyorsun ama bizim sektörümüz anlamaz, batarsın” demişti. Batarsam gider bir yerde çalışırım kafasındayım ben. Hiç gocunmam. Neyse… 2010 dan sonra Bersay, hemen hemen aynı süreçte Zarakol gibi iki büyük müşteri servis almaya başlayınca arkası geldi. Bu arada sistem de benim istediğim seviyeye geldi tabii. Ofis tuttuk, personeli genişlettik. Yavaş yavaş kartopu etkisiyle büyümeye başladık. Tabii ölçek büyüdükçe yeni sıkıntılar ortaya çıkıyor, hemen bu sıkıntıları tespit etmek ve gidermek zorundasınız. Basın Odası’nın 2. Versiyonu da 2015 e kadar bizi getirdi.