Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aydın SünSinan: Sektörün geleceğine dair neler öngörüyorsunuz peki?

Aydın Sün: Ya, baktığınızda tamam, medya her zaman medya. Sosyal medyanın etkisi büyük, kabul ediyorum ama bir yerde bir aydınlanmanın yaşanacağına inanıyorum. Sosyal medyadaki fenomenlerin en önemli eksiği basın etiğinin olmaması. Haberi doğrulatma endişeleri yok. Sansasyon öne çıkıyor sosyal medyada. Sonuçta ne kadar takipçi aldığınıza bakıyorsunuz. Ne kadar takipçi, o kadar etki diye düşünülüyor. Artık para da kazanılmaya başlandı bu işlerden. Konvansiyonel medyada da böyle bir süreç yaşandı. Rating kaygısıyla garip garip işler, garip garip haberler yapıldı. Sosyal medyada fenomenler hep olacak, “iş yapacak”, takipçi alacaklar ama zaman içerisinde haberciliğin ayrışacağını düşünüyorum.

Sinan: Şu “vatandaş gazeteciliği” mefhumu?

Aydın Sün: Dünyada vatandaş gazeteciliği değil de kurum gazeteciliği yükseliyor. Computer World gibi, Information Week gibi kuruluşların oluşturduğu, içerik açısından zengin, sosyal medya hesaplarıyla, web sayfalarıyla, bloglarıyla güçlü bir kurum medyası oluşuyor. Öte taraftan sponsorlu haber diye bir gerçek var artık. Parasını bastırıp iş yaptırıyorsunuz. Özel olarak sizin için geniş kapsamlı bir çalışma yürütüyorlar falan ama aslında parasını ödediğiniz şey yapılıyor. Ama elbette en değerlisi, benim hikâyemi anlattığım ve ikna edebildiğim habercilik. Hiçbir haber çalışması, gazeteciyi ikna edecek biçimde oluşturulan haberden daha değerli değil hâlâ. O yüzden her zaman gazeteci ve gazetecilik kavramı olacak. Şekli değişecek, kendi mecrasını yaratacak ve oradan yayınlayacak haberini belki ama, gazeteci var olmaya devam edecek.

Sinan: Zaten “yeni Türkiye’de” çalışan gazeteci bulmak zor:) Yüzlerce gazeteci yeni mecralarda üretim yapıyor ya da artık kendi mecralarını yaratıyor.

Aydın Sün: Çok doğru. Konvansiyonel medyadan mikro medyaya kadar hangi teknoloji kullanılırsa kullanılsın, sonuçta değişmeyecek olan bir şey var: haber ve gazeteci… Gazeteci, haber olduğu sürece, haber de gazeteci olduğu sürece hep var olacak. O yüzden ABD de öncelikli hedeimiz start up’lar olacak. Konuşlandığımız San Fransisco çok geniş bir start up ekosistemine sahip.

Sinan: O halde ABD de kazançtan önce tutunmayı hedefleyeceksiniz?

Aydın Sün: Aynen öyle. Önce orada bir biz varız demek istiyoruz.

Sinan: Bunu ne kadar zamana yaymayı düşünüyorsunuz?

Aydın Sün: 1 yıl içinde olmaya çalışacağız

Sinan: Aslında çok hızlı süreçler bunlar?

Aydın Sün: Tabii.. Ama içinde bulunduğumuz dünya çok hızlı bir dünya. İş zekası ve kurumsal kaynak yönetim pazarında SAP dediğimiz bir dev var mesela? Salesforce yazılımı var. İnanılmaz bir şey. Hızlı olmazsanız, küçükseniz yok olursunuz. O yüzden ister istemez hızlı oluyorsunuz. Dünya bizi de hızlandırıyor anlayacağınız. Mesela Amazon AWS yi kullanıyoruz bulut teknolojisi olarak. Çalıştığımız data center yurt dışında. Mecburen yurt dışında ve mecburen Amazon AWS. Adamlar müthiş imkanlar sunuyor. Bırakın Türkiye’deki data centerları, Amazon’un dünya çapındaki rakipleri bile sağlayamıyor bu avantajları. Ne Google, ne Microsoft, ne IBM. Üçünün Pazar payı Amazon’un pazar payının yarısı etmiyor. Geçen ay bir konferans için Las Vegas’taydım. 32.000 kişi vardı Amazon’un geliştiriciler konferansında. Her biri 160 Dolar para ödemişti. Sadece kendi teknolojilerini tanıttılar ve kendi müşterileri, diğer müşterilere deneyimlerini aktardılar. Eş zamanlı olarak 50 farklı ders vardı. Günde 6-7 ardışık dersten hesaplarsan, 1 günde 300’ün üzerinde dersten söz ediyorum. Şimdi bütün bunlar bize ne sağlıyor? Daha az adamla daha fazla iş yapmamızı sağlıyor. Çünkü onların geliştirdikleri servisleri kullanıyoruz. Maliyetlerimizi daha kontrol altında tutmamızı sağlıyor. Oraya devasa sunucular kurmak zorunda kalmıyoruz ve maliyet yapıya yük bindikçe artıp, yük azaldıkça düşüyor.

Sinan: Son olarak, ABD gibi bir bölgede nasıl bir iletişim hattı izlediğinizi sormak istiyorum.  

Aydın Sün: Henüz danışmanlarla çalışıyoruz.

Sinan: Zorlu bir alan tabii?

Aydın Sün: Zorlu ama bizim işimiz iletişim. O dataya da sahibiz. ABD’de iletişimden ziyade pazarlama yapmayı planlıyoruz. Influencer ile öne çıkmaya çalışacağız. Tüm gazetecilere kendimizi duyurmak istiyoruz. Faselis’i onlar kullanmaya başladıktan sonra ajanstlar ister istemez bizi duymaya başlayacaklar. Online pazarlama ekibimiz ve deneyimimiz var. San Fransisco’da başlayıp, sonra Los Angeles ve New York’a satış ekiplerimizi yerleştireceğiz. Ardından da Washington, Boston, Teksas gibi PR konusunda güçlü şehirlere yayılacağız.

Sinan: Faselis bir Türk şirketi olarak mı kalacak yoksa küresel bir şirkete mi dönüşecek?

Aydın Sün: Küresel bir şirket olacak. Kesinlike küresel bir şirket olacak!

Sinan: Bunu duymak istiyoruz elbette ama şu da var. Türkiye’de internet erişimi malum nedenlerle belirli aralıklarla kısıtlanıyor. İnternet üzerinden hizmet veren bir şirket olarak bununla nasıl baş etmeyi planlıyorsunuz?

Aydın Sün: Evet, ekmeğini internetten kazanan bir şirketiz. Tüm altyapımız yurtdışında olduğu için altyapısal bir sıkıntı yaşamıyoruz. Sıkıntı, sözünü ettiğiniz kısıtlı dönemlerde müşterimizin alt yapımıza ulaşabilmesinde. Gazetecinin gelen tüm e-maillerdeki görselleri, dosyaları sorunsuz biçimde görebilmesi lazım. Ama eğer erişemezse sorun yaşanıyor elbette. Bu tür durumlarda paket kayıpları oluyor ve müşteri sorunun bizden kaynaklı olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla güvenlik vb. gerekçelerle internete getirilen kısıtlamalar bizi olumsuz etkiliyor. Üstelik bu sadece bizim meselemiz de değil. İnternet üzerinden global iş yapan, sunucularını yurt dışında tutan her firma için geçerli. Ha, neden altyapıyı Türkiye’den almıyorsunuz diye soracak olursanız, ihtiyaç duyduğumuz altyapıyı Türkiye’den hiçbir servis sağlayıcı temin edemiyor. Türkiye’de böyle bir servis olsa seve seve Türkiye’den alırız bu hizmeti.

Sinan: Çok yararlandığım bir sohbet oldu. Teşekkür ediyorum.

Aydın Sün: Ben teşekkür ederim.