Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aydın SünSinan: ABD pazarı nasıl?

Aydın Sün: Finans olarak güçlü fakat sundukları çözümler açısından hala kötü durumdalar. Bizim ajans tarafından gelmemizin, gazetecilik geçmişimizin olmasının yararları büyük. İhtiyaçları ve çözümleri biliyoruz. Bu nedenle bizim sunduğumuz çözüm ve ürünler, hepsininkinden daha güçlü, daha hedefe odaklı ve ajansların hayatını kolaylaştıran çözüm ve ürünler. Business model olarak da ajanslar açısından marka başı modelimiz çok doğru. Müşterisi kadar para ödüyor ajans. ABD’de standart bir fiyat var ve kaç bülten göndermişsin, kaç kişiye göndermişsin önemi yok. Şimdi böyle bir piyasada ne yapabiliriz diye düşündük. Sonuçta ABD de olmak lazım. Hem teknoloji olarak, hem firma olarak ABD de olmak, merkezi oraya taşımak lazım. Bu nedenle kazandığımızı ABD ye yatırmaya başladık.

Sinan: Hollanda’da batağa saplanmadan ABD ye sıçradınız yani?

Aydın Sün: Aynen öyle. Gerçi Hollanda’da bir batağa saplandığımızı düşünmüyorum ama.. Şunu gördük; ABD de büyüyebilirsek, bir Amerikan firması olarak Hollanda’da iş yapmak, bir Türk firması olarak iş yapmaktan çok daha kolay. Nereden başlamalıyız diye düşündüğümüzde, halkla ilişkier firmalarının 2 eyalette yoğun olduğunu gördük. New York ve California. New York’da bir araştırma yapınca gördük ki sadece Manhattan adasında 400’ün üzerinde PR ajansı var.

Sinan: 400? Sadece Manhattan?

Aydın Sün: Şaşırtıcı değil mi? Türkiye’de toplasanız 300’ü bulmayan PR ajansı olduğu düşünülürse hele… ABD genelinde 42.000 PR ajansı olduğu söyleniyor. Bunların yarısı tek kişilik ajanslar olarak geçiyor. Yine de 21 bin ajans, devasa bir piyasa anlamına geliyor. Türkiye’de İDA’nın verilerine göre 80-90 milyon Euro’luk bir pazardan söz ediliyor ki bana kalırsa 50 milyon Euro’yu geçmez bu. ABD’de ise 15 milyar dolarlık bir piyasa söz konusu. Devasa! New York çok yoğun. Californiya’da Los Angeles ve San Francisco arasında bölünmüş. Hatta San Francisco’nun içerisinde de silikon vadisi ofisleri ayrı. Atıyorum Edelman’ın Silikon vadisinde de ofisi var San Francisco’da da. Biz San Fransisco’yu tercih ettik. Hem PR açısından, hem teknoloji açısından, hem de start up açısından çok güçlü. Biz yurtdışında yatırım alarak büyümeyi hedeflediğimiz için, San Fransisco yatırımcı açısından da güçlü. Ve tabii iklimi güzel. Üstelik Amerika’nın en liberal bölgesi.. San Fransisco’yu seçmemizde bu etmenler belirleyici oldu. Şirket kuruluşumuzu yapıp ofisimizi açtık. ABD’de ofis açan çoğu kişi turist vizesiyle gidip geliyor ama biz işi kuralına göre yaptık ve çalışma vizelerimizi alarak oraya odaklandık. ABD ve sonraki adım da İngiltere olacak. Çünkü pazar orada… İngiltere, ABD den sonraki en büyük Pazar.

Sinan: ABD de çok önemli ve oldukça farklı bir deneyim elde ediyorsunuz.

Aydın Sün: Kesinlikle! ABD’de Türkiye’den farklı fiyatlama modelleri geliştiriyoruz. Bağlantılarımızı geliştiriyoruz. ABD bir network ülkesi sonuçta! Ürün hazır, son rötuşları yapıyoruz ABD pazarı için. Amerikalı pazarlama danışmanlarıyla, hukukçularla çalışıyoruz. Hani sohbetin başında “gazetecilerin hayatını kolaylaştırıyorsunuz” demiştiniz ya, daha da kolaylaştırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Yaşadığımız sıkıntılar, ürünü geliştirmemize ışık tutuyor. Türkiye’de bir gün, büyük bir gazete çat diye blokladı bizi. Sebebi de çok mail gitmesiymiş bizden. Tek tek gönderseler 200 farklı domainden gidecek. Uygun altyapıları olmadığı için her bir mail en az 1MB olacak. Bir tek görsel ekleseniz zaten 1MB. Bizde 200-300 görsel ekleyen ajans var. 1.8 GB görseli tek mailde gönderen ajans var. Ama blokladılar. Kaldıramadık birkaç gün. Ekonomi servisi baskı yapıyor, çünkü düşünsenize Türkiye’nin en büyük 100 reklamvereninin 70’i bizde zaten. Gördük ki e-mail ile gittiğimiz sürece bu tür engellemelerle karşılaşacağız. Bunu webden, mobilden ulaşılabilir yapmak gerek. Benim aklımda daha çok gmail gibi bir şey vardı ama işte birlikte çalıştığınız insanların kalitesi, sizin de seviyenizi yükseltiyor. Bir arkadaşımız aynı işlevi gören farklı bir şey tasarladı ve bizim vizyon tamamen değişti. Şimdi çok daha işlevsel bir sürümü yayına sokmaya hazırlanıyoruz. İşte bu vizyon aynı zamanda bize platformumuzun gücünü bir kez daha gösterdi.  Biz bunu Türkiye’de açtığımızda, gazeteciler zevkle kullanacaklar bunu. Bir tür kapalı devre network işlevi de görecek. Sadece gazetecilerin değil, influencerların da işin içine gireceği bir sistem. Fazla detayına girmek istemiyorum ama sistemin bileşenlerinin birbirini destekleyebileceği çok güzel bir şey çıktı ortaya. Üstelik sınırötesi bir çalışma bu. Hollanda’da bir gazeteciyseniz ve Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleşen bir olayla ilgili olarak birincil kaynaktan haber akışı da sağlayabilecekler.

Sinan: Bu yepyeni bir vizyon!

Aydın Sün: Evet, Faselis’in PR tarafını güçlendiren bir sistem aynı zamanda. Örneğin Fransa’ya girmedik henüz fakat globalde güçlendiğimizde gazeteciler Faselis’i network olarak da kullanabilecekler. Fransa’daki gazeteci Faselis’i kullanırken bülten takibi için de kullanmaya başlarsa, daha Fransa’ya girmeden Fransa’daki medya datasının %30’u, 40’ı Faselis’in elinde olacak. Fransa’daki ajansa da, ardından İngiltere, Çin, Rusya’daki ajansa da hizmet vermeye başlayacağız. Yani daha pazara girmeden güç kazanmış olacağız. Kaldı ki her şeyin ötesinde, eğer güçlü bir sosyal ağ oluşturabilirsek, kişilerin değerleri, o ağdaki kullanıcıların etkileriyle ölçülür.

Sinan: Ölçümlemeye de girecek misiniz?

Aydın Sün: Hayır. Girmiyoruz, girmeyeceğiz. İşin sosyal ağlar boyutundaki etkisini, gerçek dünyadaki etkiyle ilişkilendirerek güçlendirilmesiyle ilgileniyoruz daha çok. Örneğin 10 bin takipçiniz varsa, Twitter için değersiniz. Bizim datamızdaki kişilerin hepsi zaten influencer! Yani sadece sosyal ağdaki etkinliği değil, gerçek dünyadaki etkinliği de önemli. Sistem içerisindeki kişinin 10 bin twitter takipçisini ve gazetedeki köşesini etkileyecek bir ağa bülten gönderiyor olacaksınız yeni sistemde. Gücünüz çok daha artacak. Sistem içerisinde gösterim düzeneğini de değiştirdik. Ajans, gazeteci sistemde neyi görmek/göstermek istiyorsa onu gösterecek, onu görebilecek. Özel uygulamalar yapabilecek ve sadece bu özel uygulamalar için gün bazında ödeme yapacak. İlerleyen aşamalarda gazeteci, bir başka gazeteciden bilgi istiyorsa, telifini de sistem üzerinden ödeyebilecek. Buradaki ödeme akışını da biz yöneteceğiz. Geriye dönük bir arşivleme sistemi geliştirdik, dolayısıyla belirli bir geçmiş tarihe dönük bülten arama da mümkün olacak. Bir haber yapacaksa, sağda solda görsel aramak yerine, Faselis’in geniş arşivindeki orijinal kurumsal fotoğrafları kullanabilecek. Basın toplantılarını canlı izleyip, daha sonra yüksek çözünürlüklü video kaydına erişebilecek. Faselis influencer bir çok işlevsel yenilik içeriyor. Her şeyi ocak sonu, şubat başına tamamlamış olabileceğimizi umuyorum. Bütün hızımızla çalışıyoruz şu sıralar.

Sinan: Türkiye’ye hakimsiniz. Hollanda’yı gördünüz, ABD’yi deneyimliyorsunuz şimdi. Gazeteci- ajans ilişkileri açısından bir kıyaslama yapabilir misiniz?

Aydın Sün: Ben İDA’nın konferanslarına hemen hemen her yıl katılıyorum. Galiba Türkiye’den en düzenli katılan da benim. Ajans- Medya ilişkilerinin her yerde sıkıntılı olduğu gözlenebiliyor. Medya- gazeteci- ajans ilişkileri az ya da çok her yerde sıkıntılı. Süreç yönetimi çok önemli! Bu yüzden biz en başından beri bunun altını çiziyoruz. Bu yüzden otomasyon, müşteri yönetimi gibi konular üzerinde kafa yoruyoruz. Fakat ne olursa olsun işin ucunda insan- insan iletişimi var. Basın bülteni gönderdiğinizde eğer kaliteli bir içerik üretememişseniz, işe yaramıyor. Üretmişseniz, sizi tanıması önem kazanıyor. Düşünsenize, gazetecinin önüne günde 200 bülten geliyor. Hızlıca bakıyor, ilgisini çeken başlıkları ayırıyor. Kimden geldiğine bakıyor. Sizi tanıyorsa daha dikkatli okuyor ve değerlendiriyor. Bunca içerik arasında kaybolmanız çok mümkün.

Sinan: Galiba bunlar da yetmiyor? İşin reklam ilişkileri boyutu da var?

Aydın Sün: Tabii… Bakın Avrupa ve Amerika’da her şey karşılıklı saygı çerçevesinde ilerliyor. Gazeteci de ajans da kendi konumunu bilir ve bağımsızlığına önem verir. Ajanslar markalar için birer kontakt noktası olarak çalışır. Türkiye’de ise bu ilişkiler hayli sıkıntılı.  Siz mesela istediğiniz kadar nitelikli içerik üretin, bülteninizi gönderdiğinizde bunu nihai olarak gazeteci değil reklam departmanı değerlendirip onaylıyor. İçerik ne kadar iyi olursa olsun, reklam departmanı “bu haberi yayınlamayın, o marka bizimle çalışmıyor” diyorsa bitmiştir. Şimdi tabii bu gazetecilik değil. Ne yazık ki reklam departmanına da kimse çıkıp hayır diyemiyor. İş raydan çıkıyor yani.

Sinan: Çok ciddi bir mesleki deformasyon var, erozyon var. Sadece gazeteci açısından da değil. Ajanslar da başka bir şeye dönüştü artık.

Aydın Sün: Normal değil mi? Fiyatlar düşüyor, rekabet yok. Ticareti bilmeden, iş yapmayı bilmeden ajans kuruyorlar. Yani işi bilse, vergi mevzuatını, sgk mevzuatını, kdv yi vs bilmeden iş kurmaya kalktığınızda bir süre sonra sıkıntı yaşamaya başlıyorsunuz. Firma yönetmek ayrı şey, ajans yönetmek ayrı şey! Türkiye’deki halkla ilişkiler ajanslarının büyük çoğunluğunun sahibi iş insanı değil, iletişimci! Maliyetleri hesaplayamıyor, hangi müşteriden kâr, hangi müşteriden zarar ettiğini ölçümleyemiyor. Prestij için müşteri tutuyor, ekip bağlıyorsunuz ama aldığınız para maliyetinizi bile karşılamıyor. Buna bağlı olarak rekabet artıyor ve fiyatlar düşüyor. Dik duramıyorsunuz. Bu yüzden biz diyoruz ki, bizden servis aldığınızda fiyatı şu kadardır. Ne 1 kuruş fazla, ne 1 kuruş az.