Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Hatırlamakla unutmak arasında bıraktığımız gölgeli bir zaman, tozlu sükunetle durur, öylece. Zamanın hatırası kusurundandır. Bu kusurun telafisinin adı hayat mıdır, bir fotoğrafa çerçevelenerek asılmış duvarı insan mıdır bilinmez lakin tıpkı Proust’un dediği gibi: “İnsan ancak hatırladığı şeye sadık kalabilir ve ancak bildiği şeyi hatırlar.

Unutkan Aynaİnsan, kendi hayalinin fotoğrafına sızan bir zaman… Unutulan zamanın anlatacakları bazen bir romanın sayfaları arasındadır. O roman, 1915 Haziran’ını Nevşehir’de gündoğumuyla başlatır. O sabahtan sonra değişir her şey. Zaman içinde zaman olur on gün. Genişleyen, daralan, ve kırılan vakitlerin içinden incelikli cümlelere işlenir yaşananlar. 1915’in Orta Anadolu’sunda hepimizin hikayesini birbirimize anlatandır gökyüzünden geçen bir güvercin. Acıyla yüzleşme, aynada unutulan zamana “geçmiş” diyemez. Sonra yazar der ki:

“Nasıl ki bir olay yazılınca canlanmak için okuyanın bakışını beklerse, fotoğrafa bakanlar da o fotoğrafın zamanına karışır. Zaman hem şimdi olur hem de geçmiş. Başına silah dayanmışken kameraya bakan oğlan çocuğu sanki şimdi buradadır; yahut bu fotoğrafa bakan gözler de ‘orada’dır.

Fotoğraf çekilirken, insanlar genellikle kameraya gözünü çevirir: Bu, “belirsiz bir gelecek zaman”a bakıştır. Oysa o fotoğrafı eline alan insan, “değişmez bir geçmiş zaman” görecektir. Fotoğraf çektirenlerin gözünü diktiği o belirsiz gelecek, fotoğraf kartını elinde tutan kişi tarafından yaşanır. Gelecek zamandaki kişi, o anda geçmişteki biriyle göz göze gelse bile ne fayda… Fotoğraftaki kişi, geleceği bilmemekte, görmemektedir.

Zaman o aynada unutulmuştur.”

Biz, Gürsel Korat’la Unutkan Ayna romanı üzerine konuştuk. Keyifli okumalar…

Röportaj: Funda Dörtkaş