Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Hepimizde farklı duygulara açılır o kalbimiz kadar beyaz sayfalar. Sonra bir şiir döker dizelerini gözlerimize. Eskidendi der çok eskiden;

"Hani ay herkese gülümserken,

Mevsimler kimseyi dinlemezken...

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,

Hani oyunlar tükenmemişken,

Henüz kimse bize ihanet etmemiş,

Biz kimseyi aldatmamışken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,

Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,

Daha biz kimseye küsmemiş,

Daha kimse ölmemişken,

Eskidendi, çok eskiden." (*)

Peki bu şiirin her bir dizesini içimizde koştururken eski neden o kadar güzelleşir de özleriz? Terli çocukluğumuzun sırtına havlu koyanlar eksiliyor gibi hissettiğimizden, sokakta oynarken akşam olduğunu hatırlatan anne seslerinin de susacağını hatırladığımızdan, çocukluğumuzun evlerindeki dantel örtüler sarardığından ve yerleri hep boş kalacağından, babamız annemize sanki bir daha hiç mahcup bir sevgiyle bakamayacakmış gibi naif duygulardan uzaklaştığımızdan, mektup yazmaların yerine birbirlerimizin hayatlarından sessizce gitmeyi marifet saydığımızdan, inandıklarımız azaldığından, korktuklarımız fazlalaştığından... Elimizdeki boş kahve fincanıyla kapısını çalacağımız komşularımız olmadığından, birimiz zorda kaldığında aramızda topladığımız üç beş kuruşu gizlice çantasına koymak yerine, düştüğü durumdan zevk aldığımızdan, sevmeyi bilmediğimizden, nefreti öğrendiğimizden, ağız dolusu gülüşlerin yerine ağız dolusu küfürlerin lügatına hakim olduğumuzdan, huzurlu öğle uykuları yerine, mutsuzluklarımızdan uzun gece uykusuzluklarına hapsolduğumuzdan, ölü evinde sessizce oturmanın erdem olduğunu unutup, kapı önüne bırakılan bir çift ayakkabısına basar gibi arkasından sövdüğümüzden, incelikleri ve zarafeti saflık, gördüğümüzden, özcesi ağlayarak geldiğimiz dünyaya gülümseyerek tavır almak yerine alaycı kibrimizden... Eskidendi çok eskiden diyebilecek kadar yaşanmışlıkları var geçip giden yaşlarımızın. Hepimizin anlatacak öyküleri, kahramanları, özledikleri...

Lakin İyi YaşadıkSevdiği sütlü tatlıları çabuk bitmesin diye çay kaşığıyla yiyen çocukluğumuzdan, anneanne-babaanne evinde serpilen gençliğimizden, annelerimizden, babalarımızdan, mahalle denen o bayramyeri gibi şenlikli korunaklığımızdan, korkularımızdan, içimize dar dışımıza büyük gelen büyüme telaşımızdan ne varsa orada duruyor hâlâ. Hiç unutmayalım diye. Ayşen Aksakal, Lakin İyi Yaşadık diyor. Kitaptaki her bir öykü kimimizin çocukluğuna bazılarımızın gençliğine denk gelen 90'lı yılların insanlarını anlatıyor. Varsa çocukluk sesinizin kaydedildiği kasetiniz dinleyesiniz istiyor. Çünkü sesiniz kendi ömrünüze merhamet, her bir öyküdeki ince sitem de hayat. Ve biriktirdiğiniz kutularla başlıyor her şey, kutuların kapakları kitapla ellerinizde. Biz, Lakin İyi Yaşadık üzerine konuştuk. Keyifli okumalar...

 Röportaj: Funda Dörtkaş

(*) Şiir: Murathan Mungan