Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tatlı Bir Ütopya Olarak Okullarda Cinsellik Eğitimi

2016-10-02 04:18:43

'Eğitimde her sıkıntıyı çözdük, temel bilimleri verdik, dört dörtlük bir eğitim sistemimiz var da sıra cinsel eğitime mi geldi?'' dediğinizi duyar gibiyim. Dışarıdan bakıldığında öyle görünüyor da olabilir, fakat son dönemde artarak yaşanan tecavüz ve cinsel taciz olaylarını duydukça artık bu cinsel eğitim konusunun masaya yatırılması bir zorunluluk haline geldi. 
Okullarda her yıl bizler yeni bir ''Eğitim ve Öğretim'' yılına başlıyoruz. Öğretimi kör topal vermeye çalışıyoruz da eğitim konusunda yapabildiğimiz pek de bir şey olamıyor açıkçası. Çocuklar örgün eğitim kurumlarında yaşına ve gelişime uygun olarak öğrenemediği her türlü bilgiye sokaktan ya da internetten ulaşıyor. En başta da cinsellik bilgisine. Bu konuyu konuşmak üzere hepimizin severek okuyup takip ettiği  Uzm. Dr. İlker Küçükparlak ile bir araya geldik.
Röportaj: Defne Canberk
Defne Canberk: İlker bey, gün geçmiyor ki gözümüzü bir tecavüz ya da cinsel taciz olayına açmayalım. Son dönemde bu vakalarda bu kadar artış olmasının sebebi nedir? Bu durumda cinsel eğitimsizliğin payı nedir?
İlker Küçükparlak: Cinsel saldırılarda öncelikli unsurun cinsel eğitimsiz olduğunu öne süremem fakat dolaylı olarak da olsa payı olabilir. Şöyle ki; Cinsel terapilerde muhakkak sorduğumuz soruların başında kişinin cinsel eğitimini nasıl aldığı gelir. Ülkemizde sistematik bir cinsel eğitim olmadığı gibi insanların çoğu cinsel eğitimini ebeveynlerinden de alamıyor ve ergenlikte akranlarından bilgi edinmeye çalışıyor. Bu durum da bol miktarda cinsel mit içeren bir cinsellik algısının toplumda kök salmasına yardımcı oluyor. Bu cinsel mitlerden bazıları “Erkeklerin cinsel isteği kadına göre daha fazladır”, “Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır”, “Erkek her daim sevişmeye hazır olmalıdır, hazır değilse erkekliği şüphelidir” gibi örneklerden oluşuyor. Elbette böyle cinsel mitlerin kadının kolaylıkla iffetsiz ve ahlaksız olarak damgalanmasına yol açabileceği ortadadır. Ayrıca bu mitlerde aslında erkeklik bir süper-kahraman seviyesinde temsil edildiği için erkeklerin -örneğin ereksiyonun sürdürülmemesi gibi gayet olağan ve hiç yaşanılmaması aslında mümkün olmayan durumlarda bile- kolayca kırılganlaşabildikleri ve bunu saldırganlık şeklinde dışa dökebildiklerini biliyoruz. Cinsel saldırılan esas nedeninin çarpık toplumsal cinsiyet stereotip olduğunu düşünüyorum. Cinsel eğitimin eksikliğinde bu stereotipler cinsellik alanına cinsel mitler olarak nüfus edebilecek bir alan bulmuş oluyorlar ve bu durum cinsel saldırıların artmasına dolaylı bir katkı sağlıyor olabilir.
Defne Canberk: Peki en baştan almamız gerekirse, bir çocuk okul çağına gelene kadar cinsellikle ilgili ne bilmeli?
İlker Küçükparlak: Aslında yaşamın iki temel gerçeği var: Her canlı doğar ve ölür. Doğum kısmı cinsellikle doğrudan ilişkilidir. Bu perspektiften bakıldığında çocuklara açıklanmakta en zorlanılan iki durum olan cinsellik ve ölüm aslında yaşamın en temel gerçekleri. Elbette bir durumu açıklamakta zorlanıyorsanız kendiniz de tam anlayamamışsınız demektir. Cinselliği de ölümü de erişkinlerin de çoğu zaman tam anlamıyla kavrayabildiklerini ya da içselleştirebildiklerini düşünmüyorum. Bu bağlamda çocuğun okul çağına gelene kadar bilmesi gereken aslında üç temel bilgi var. Birincisi “Anne ile baba arasında özel bir şey var”. Kolay anlaşılır olması için bu şekilde ifade ettim, aslında birbirleriyle sevgili olan erişkinler erişkince bir şey paylaşırlar ve bu mahremdir, bu sahneye dahil olamazsın bilgisinden bahsediyorum. Dolayısıyla çocuk her istediğinde kapıyı açıp “o odaya” giremeyecek, bunu bilmeli. İkinci bilgi de çocuk annedeki bir şey ile babadaki bir şeyin birleşmesinden oluşur, (bu şeylere istediğiniz adı verebilirsiniz, yumurta, tohum, hücre vs.) bu yüzden hem anneye hem babaya benzer. Üçüncüsü de “oğlanların pipisi vardır, kızların kukusu vardır”. Bunların da ayrı isimleri olabilir, bu konuda bir aile kültürünüz olabilir, çok önemi yok. Önemli ayrıntı bu bilginin “oğlanların pipisi vardır, kızların pipisi yoktur” şekline indirgenmemesi. Kızlarda olan bir şey de oğlanlarda yok aslında.
Defne Canberk: Bizim genel olarak cinsel eğitimden anladığımız kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı yerlerde toplanması, cinsel uzuvların ve sürecin biyolojik olarak anlatılması ve dersin sonunda kız öğrencilere hijyenik ped dağıtılması. Bu aslında cinsellik değil cinsiyet eğitimi. Asıl olarak çocuklara ne öğretilmeli?
İlker Küçükparlak: Haklısınız, bu arada umarım eskiden az çok bir eğitim varmış diyeceğimiz zamanları görmeyiz. Çocuğa yaşının ötesinde bilgi vermenin kendisi de travmatik olacaktır. Yaşına göre ihtiyacı olduğu kadarını vermek gerekir. Örneğin okul öncesi dönemde uyarılma ve sevişmeye ilişkin bilgi vermek travmatik olabilir. Çocuklar bunları oyunlaştırmaya çalışırlar hemen. O yüzden çocukları pornografik içerikten uzak tutmak gerekir. Yine de okul öncesi dönemde de nadir olmayarak çocukların masturbasyon yaptıkları görülür. Çocuk masturbasyonu çocuğun bir kaygıyla baş edemediğinin bir alameti de olabilir, bu nedenle profesyonel bir danışma öneririm. Yine de danışmaya gidene kadar çocuğa bunun özel bir şey olduğu ve herkesin içinde yapmaması gerektiği anlatılmalı. Okul öncesi için bu kadarı yeterlidir mesela. Fakat elbette ergenlik döneminde cinsel eğitim çok daha kapsamlı biçimde verilmeli. Burada anahtarın dönemin kendine özgü ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Örneğin erotik rüya görme ve rüyada orgazmın bu dönem için olağan olduğu oğlanlara anlatılmalı. Kızlara da tam tersi orgazm diye bir şey olduğu ama daha ileriki yaşlarda daha kolay olacağı konusu bilgilendirilmeli. Örneğin ülkemizde klitoris diye bir yapının olduğundan haberi olmayan pek çok kadın var, bu konuları öğretmek için doğru zaman ergenlik. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve gebelik konusu da elbette elzem. Cinsel anatomi ve fizyoloji de aslında hakkıyla anlatılmıyor. Kızlık zarı denen yapının mukoza olduğu, yani yanak içinde ısırılınca acımayan o beyaz zarla aynı yapı olduğu, “etli” veya kalın falan olamayacağı anlatılmalı mesela. Bu saçma mitler yüzünden pek çok kadın vajinismus sorunu yaşıyor. Ya da anatomik olarak kadın ve erkek cinsel yapılarının analog olduğu öğretilmeli. Klitorisin penis ile, büyük dudakların da testisi saran deri ile analog olduğu anlatılmalı. Anlatılmalı ki erkek ve kadın arasındaki farkın çok abartıldığı cinsel mitler kök salacak zemini bulamasın.
Defne Canberk:Toplumumuzda kişinin 13-14 yaşında evlenmesi hiç bir sorun teşkil etmezken tam da o yaşlarda cinsellik eğitimi alması teklif dahi edilemiyor. Yani eylemi uygulama serbestisi nikah altında onaylanıyor ama bilmeden uygulanması isteniyor. Bu tutarsızlığın sebebi nedir?
İlker Küçükparlak: Ülkemizde otoriter kişilik yapılanmasının çok yaygın oluşu ve bu yapılanmanın vücut bulduğu bir siyasetin iktidarda oluşu. Otoriter kişilik yapılanması cinsel dürtülerle baş edemediği için cinselliği ileri derecede sansürler ama cinsel saldırılar ya da cinsel sorunlar da bu sansürden nasibini alır.
Defne Canberk: LGBT hakkında çocuklara nasıl bilgi verilmeli?
İlker Küçükparlak: Verilmesine çok da gerek olmadığını düşünüyorum. Çocuklara heteroseksist biçimde konuşulmasa bile büyük fark yaratacaktır. Yine çocuğun ihtiyaçlarını gözeterek ilerlemek gerekir. Siz sevgililerden bahsedersiniz, o da bir gün erkeklerin birbirleriyle sevgili olup olamayacaklarını sorarsa birbirlerini sevdilerse olur elbette dersiniz, bu düzey yeterli gibi görünüyor. Heteroseksist olmamak adına çocuk daha merak etmeden kızlar da birbirleriyle sevgili olabilir, gayet normaldir vs gibi proaktif tutumların gerekli olmadığını düşünüyorum.
Defne Canberk: Diyelim ki, altyapısı son derece sağlıklı bir cinsel eğitimi okullarda yürürlüğe soktuk. Çocuklar öğrenmeleri gerekeni öğrendiler ve belli bir bilinç seviyesine ulaştılar. Toplumsal iyileşmeyi ne kadar sürede sağlarız?
İlker Küçükparlak: Altyapısı son derece sağlıklı bir cinsel eğitime tahammül edebilecek bir halkı da ara transferle getirdik yani? Bu yabancı kontenjanının arttırılması iyi olmuş. Bu olduğu zaman iyileşmişiz demektir zaten.
Defne Canberk: Ülkenin mevcut sosyo-kültürel ve politik atmosferine bakarak, yakın veya uzak bir zamanda böyle bir eğitimin mümkün olabileceğine inancınız var mı?
İlker Küçükparlak: Yakın zamana ilişkin inancım yok, uzun vadede olabileceğine ilişkin umudum var. 
Defne Canberk: Son olarak ekleyeceğiniz bir şey var mı?
İlker Küçükparlak: Anladığım kadarıyla daha çok örgün eğitimdeki cinsel eğitimden bahsetmiş olduk, aileler böyle konuları örgün eğitime havale etmeseler gayet iyi olacak gibi. Özellikle de tanıklık ettiğimiz şu dönemde. Hatırlatmakta yarar var, cinsel eğitim konusunda çocuğun hayatı ve bu hayatın içindeki ihtiyaçları gözetilmeli, proaktif davranmak iyi bir fikir değil. Son olarak da bu konular konuşulurken -aslında herhangi bir konu konuşulurken- ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli olacaktır. Siz utanmasına gerek olmadığını utanarak söylerseniz çocuk bu konunun utandırıcı olduğu bilgisiyle yoluna devam eder örneğin. Çok kafanız karışıyorsa bir çocuk psikiyatristine danışabilirsiniz ama çok kafa karıştıracak bir konu da olmayabilir. Telaşlanmadıkça halledilebilecek bir mevzudur.
Defne Canberk:Çok teşekkürler.