Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Eğitimin Neresinden Tutsanız Elinizde Kalıyor

2016-10-02 04:22:23

Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan Pisa, OECD tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesi. Bu projede zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanıyor. 
Verilerin değerlendirme sonuçlarına baktığımızda, modern toplumların, bireyleri neyi bildikleri açısından değil de bildikleriyle neler yapabildikleri açısından ödüllendirdiğini görüyoruz. Yani bu sınavda başarılı olabilmek için  bireylerin bildiklerinden bir anlam çıkartarak, o bilgiyi, yabancısı olduğu bir okul ya da okul dışı ortamda kullanabiliyor olması  gerekiyor. Eğitimde fırsat eşitliği, mesleğinde başarılı ve araştırmacı öğretmenler, her öğrencinin ihtiyacına cevap veren kapsamlı okul uygulaması,öğrenciyi kazanmaya yönelik, başarıyı sınırlamayan değerlendirme sistemi,eğitimde öğrenci merkezcilik, esnek eğitim programı, iş birliği ve güven esaslı eğitim yönetimi anlayışı gibi etken ve kavramlardan uzak bir noktada duran Türk eğitim sistemi, haliyle bu sınavın başarı kıstaslarını karşılayamıyor. Yapıldığı zaman ufak bir çevre dışında fazla dikkat çekmeyen, her sonuç açıklandığında ''biz adam olmayız'' dedirten Pisa nedir, ne değildir, ülkemizin hali nicedir diye Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Şehnaz Nigar Çelik'e sordum.


Defne Canberk: PİSA nedir?
Şehnaz N. Çelik: PISA- Uluslararası öğrenci değerlendirme programıdır. OECD ve katılımcı ülkelerin eğitim sistemlerini ve bu sistemde yer alan değişkenleri incelemek için her üç yılda bir yapılan ve 15 yaş grubu öğrencileri kapsayan bir sınavdır. Kesinlikle bir sıralama sınavı değildir, özellikle vurgulamak istedim, ne yazık ki ülkemizde böylesine bir algı var:  “sonuncu olduk vs. gibi” bu algının yıkılması lazım
Defne Canberk: PİSA sonuçları neden bu kadar önemli? Almanya, Finlandiya gibi ülkelerde alınan sonuçlar deprem etkisi yaratıyor ve eksik yönlerde yasa değişimine kadar gidiliyorken biz sonuçları önemsemiyoruz.  Önemsememekle neleri  kaçırıyoruz?
Şehnaz N. Çelik: Sonuçlar maalesef önemsenmiyor. Yakın bir zamana kadar PISA sınavının adının PISA kulesinden geldiğini düşünen okul yöneticilerimiz vardı. Önemsenmediği için ilk yıllarda yapılan PISA sınavları sağlıksız yürütüldü ve başarının düşük olmasının nedeni de uygulamadaki aksaklıklardı. Sınavı önemsememekle çok seyi kaçırıyoruz. Başka sınav sonuçlarını etkileyebilecek olası değişkenleri belirlemek için bir takım anket soruları dağıtılıyor. Acaba ülkemiz bu anketlere katılıyor mu? Sanırım katılmıyor. İşte sıkıntı burada. Ülkenin eğitim durumunun resmini çekmek ve olası değişkenleri belirlemek bu kadar önemli iken biz de ne yazık ki sınav oldu bitti algısı var. Tüm paydaşların bir araya gelerek sonuçları  kendi görev ve sorumlulukları açısından değerlendirmesi gerekiyor. Böylesine geniş kapsamlı bir çalışma halihazırda yapılıyorken neden çıktılarını faydaya dönüştürmeyelim?
Defne Canberk: PİSA nın yansıttığı sonuçlar neyin resmidir?
Şehnaz N. Çelik: PISA da 3 alan ölçüldüğü düşünülürse ki bu bu alanlar temel alanlardır ve zorunlu eğitim kapsamındaki her öğrencinin bu temel yetkinlik alanlarında belirlenen seviyelerde bir başarı elde etmeleri beklenir. Bu nedenle, örneğin okuma becerilerinde PISA da belirlenen 6 seviyede ülkemiz öğrencileri hangi düzeydedir ve bu seviyelerin bir anlamı var. Mesela 15 yaşındaki bir öğrencinin 1. Seviyede olmaması beklenir, o zaman öğretim programlarında veya okul uygulamalarında ters giden bir şeyler var. Bunlar analiz edilmeli acil önlemler alınmalıdır. PISA bize eğitimde emel becerilerde nerede olduğumuzu resmeder. Diğer ülke örnekleri ve sınavla birlikte dağıtılan anketlerle birlikte değerlendirdiğimizde ise ne yapabiliriz sorusuna yanıt aramamıza yardım eder.
Defne Canberk: Neden bu kadar başarısızız? Anadilde dahi okuduğunu anlayamayan çocukları yetiştiriyoruz, bunun önüne nasıl geçeceğiz?
Şehnaz N. Çelik: Türkiye her sınavda başarısını arttırmıştır. Bence ilk uygulamalarda sınavın nasıl yapılmasına ilişkin  gerekli bilgilendirmelerin yapılmamasından kaynaklı başarısızlıklar oldu ancak gene de istendik seviyede olduğumuzu söyleyemeyiz. Anadilde eğitim belli bir coğrafyadaki başarısızlığı ve bölgeler arasındaki başarısızlığı açıklayan nedenlerden biridir, sınavın tamamına genellenemez. Ancak ciddi bir sorundur. Ülkemizde ne yazık ki çift dillilikle ilgili çalışmalar bile kısıtlıdır.  Çift dilliliğin tüm boyutlarıyla araştırılarak ülkemiz için en uygun uygulamalar belirlenerek belli deneme okullarında öncelikle denenmesi gerekmektedir. Yoksa okul terkleri, yabancılaşma ve başarısızlık gibi sonuçlara katlanmak zorunda kalacağız.
Defne Canberk: Kore,Japonya, Almanya gibi bizden daha sonra çok büyük yıkımlar yaşamış ülkelerin başarılı olduğunu görüyoruz.  Başarısızlığımızı tarihselliğe bile bağlayamıyorsak, sorunun ölçeği ne denli büyük?
Şehnaz N. Çelik: Toplumda genel olarak bir ahlaki çöküntü mevcut ne yazık ki. Eğitim tek başına incelenecek bir alan değildir, siyasi, toplumsal, ekonomik ve sosyoloji ile birlikte değerlendirmek gerekir. Ne yazık ki eğitim ayna gibidir ve şu an yaşadıklarımızın yansıması aslında her şeyi açıklıyor. Farklı siyasi çekişmelere kurban edilen bir eğitim anlayışımız var. Bahsedilen ülkelerde eğitime yönelik alınan kararlar siyaset üstüdür, ülke menfaatidir çünkü. Ancak biz de herkes ülke menfaatini kendine göre yorumluyor. ne yazık ki o çok bahsettiğimiz orta değerlerden fazlasıyla uzaklaşıyoruz. Uzun süreli, siyasi çekişmelerden bağımsız kararlar alınarak bir standardı oturmamız lazım acilen.
Defne Canberk: Başarılı olan ülkelerde başarıyı getiren parametreler neler?
Şehnaz N. Çelik: Başarılı ülkelerde ülkelerde eğitimde esneklik var ve öğretmenlerin başarısı önemli bir faktördür başarılarında. Bizim sistemimizde bölgeler arası ciddi uçurumlar varken, bunun yanında bir de merkeziyetçi bir eğitim anlayışı var. İkisi de birbirine zıt durumlar. Ayrıca öğretmen eğitiminin gözden geçirilmesi gerekiyor. Farklı kaynaklardan yetişen öğretmenlerin sorunu, eğitim fakültelerinde uygulanan teorik ve uygulamalı dersler arasındaki kopukluk değerlendirilmeli. Eğitim fakülteleri staj okullarıyla koordineli çalışmalı ve MEB ile YOK arasındaki işbirliği düzgün işlemelidir, hatta gerekirse eğitim fakülteleri üniversitelerden bağımsız pedagoji üniversiteleri gibi kurgulanabilir. Nitekim teknik üniversitelerimiz var, neden pedagoji üniversiteleri olmasın? Yani eğitim sorunu sadece PISA üzerinden değerlendiremeyiz. PISA bir  sonuç ve bu sonuca bizi götüren başta öğretmen eğitimi olmak üzere bir çok faktör var ve bunlar iyileştirilmelidir. Çok merak ediyorum: eğitim fakültelerinde yapılan yığınca yayın ne işe yarıyor? Sadece akademisyenlerin doçentlik dosyalarına konmak için mi hazırlanmıştır? İşte temel sorun budur. Ülkemizde herkes belli noktalara değiniyor ancak ortak bir paydada buluşmak veya kamuoyu oluşturmak adına ne yazık ki zayıfız. Reklama dayalı, seçim kaygısıyla hazırlanan geçici çözümler üzerinden hareket ediyoruz. Eğitimde neden  uzun süreli kalkınma hedefleri yok mesela? Net, cesur  ve temel adımlarla en önemli şey olan istikrarı kaybeden eğitim çalışmalarına yön verilmelidir.
Defne Canberk: Başarılı olan ülkelerde öğretmen yetiştirme ve öğretmenlik mesleğine kazandırılan statünün önemini görüyoruz.  Bizdeki formasyonla öğretmen yetiştirme ve pasifize edilmiş öğretmenlik konumu başarısızlığımızda ne derece etkili?
Şehnaz N. Çelik: Formasyon veya benzeri yetiştirici kurslarla alan dışı öğretmen eğitimi sadece bizde yok. Başka ülkelerde de buna benzer örnekler mevcuttur. Ancak temel sorun üniversite eğitimidir ya da öğretmen adaylarına uygulanan formasyon eğitiminin içeriği. Dediğim gibi kağıt üzerinde kalan hedeflerle hareket edip günü kurtarıyoruz. Gerek üniversite personeli gerek öğrenci gerekse öğretmen olarak ne yazık ki tembeliz. Üniversite personeli akademik title a odaklanmış, öğrenci bir an önce KPSS telaşına düşmüş, öğretmen ise geçim sıkıntısından ek işler peşinde koşmaktadır. Tüm kargaşa tek bir merkezden tamamen siyasi otorite altındaki bir bakanlıkça yürütülmektedir. Neresinden tutsak elimizde kalıyor. Öncelikle eğitim ülkenin en önemli politikası olmalı, siyasi iradeye göre değişmez ancak geliştirilebilir ilkeler üzerinden yapılandırılmalıdır. Okul yöneticileri mensup oldukları sendikaya göre değil başarılarına göre seçilmelidir. Üniversitelerdeki eğitim fakülteleri bağımsız olup MEB ve YOK ortak koordinesinde okullarla iç içe çalışmalıdır, aynen tıp fakültesi-hastane gibi. Öğretmenler okul içinde yetiştirilmelidir. Bölgelere hatta illere özel inisiyatif verilmelidir. Öğretim programları çerçeve program şeklinde hazırlanıp, bu çerçeve içerisinde öğretmenlere özerklik verilmelidir. Ders kitaplarında ücretsiz ders kitabı dağıtım projesi terk edilmelidir. İhtiyacı olan öğrencilere devlet desteği sağlanır ve eminim daha az masraflı olacaktır. Öğretmenlere boş teorik bilgi yerine bilgiyi nerde ve nasıl kullanabileceğinin bilgisi verilmelidir. Çünkü eğitimde insanla uğraşıyorsunuz ve öğretmenlerin değişen öğrenci ihtiyaçlarına göre mevcut bilgilerini adapte edebilmeleri gerekir. Uygulama ağırlıklı eğitimler verilmelidir ve 4 sene yeterli olmayacaktır öğretmen olmak için. 
Defne Canberk: Başarılı ülkelerin dünya ekonomisindeki pasta paylarına baktığımızda çok net bir tablo ile karşılaşıyoruz. Gerekli önlemleri almazsak ve radikal bir takım değişiklikler yapmazsak, eğitimdeki bu başarısızlığımız ekonomik gidişatı nasıl etkiler?
Şehnaz N. Çelik: Sanırsam bu bir döngü: eğitime harcadığınız bütçe oranında ekonominiz gelişiyor. Türkiye eğitime bütçe iyi bir oranda bütçe ayırsa bile bunun ne şekilde kullanıldığı önemlidir. Öğretmenler hala geçim sıkıntısı yaşıyorsa, okullarda hala soba varsa daha temel ihtiyaçları bile karşılayamıyoruz demektir. Sorun ayrılan bütçeden ziyade bunun etkili kullanımıdır. 
Defne Canberk: Son olarak neler eklemek istersiniz?
Şehnaz N. Çelik: Ülkemizde şu an eğitim hakkından mahrum çocuklar var. Van’da Yüksekova’dan göçle gelen öğrenciler var. Öğrencilerimin gittiği staj okulunda karşılaştım. Öğrencilerimiz İngilizce dersi veriyordu ve ben gözlem yapıyordum. Tesadüfen yanına oturduğum öğrencinin sessiz ve dersten kopuk olduğunu gördüm. Nedenini sordum. Cevaben bana Yüksekova’dan geldiğini ve doğru düzgün İngilizce öğretmeninin olmadığını söyledi. Staj okulu başarılı bir Anadolu lisesi. Veli öğrencinin seviyesine uygun bir okul seçmek yerine en iyisine gitsin mantığıyla öğrenciyi zor bir durumda bırakıyor. Yüksekova’dan yaşanan olaylar olmasaydı bile öğrencinin “hiç İngilizce öğretmeni doğru düzgün görmedik” demesi çok ciddi bir sıkıntıdır. Topluma hizmet kapsamında üçüncü sınıf öğrencilerimi bu okula yönlendirdim. Şu an göçle gelen öğrencilere İngilizce yetiştirici dersler veriyorlar. Bu anlattığım sadece basit bir örnek, bunlar yaşanırken eğitim sistemimizde “ideali” konuşmak biraz lüks geliyor. Teşekkürler