Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Neden Öğretemiyoruz? -1 Türkçe

2016-10-02 04:15:31

Yazılı kâğıtlarını okuduktan sonra, TEOG sınavı ya da LYS  sonrası, öğretmenler odasında tenefüslerde yıllardır soruyoruz bu soruyu kendimize. 
Neler oluyor?
Nerede yanlış yapıyoruz?
Saatlerce dil döküp nodül olduğumuz sınıflarımızda neyi eksik bırakıyoruz da öğ-re-te-mi-yo-ruz?
Neden çocuklar iki kelimeyi bir araya getirip düzgün bir cümle kurmaktan aciz? 
Öğretmen odası 'Neden Öğretemiyoruz' sohbetlerimin ilkine öğretmenlik becerisine, bilgi birikimine çok güvendiğim, 12 yıldır çeşitli ilk ve ortaöğretim kurumlarında Türkçe ve edebiyat dersleri veren Ilgım Üçok ile başlamak istedim.
Röportaj: @DefneCanberk
Defne Canberk: İlköğretim kurumlarının haftalık ders çizelgesine baktığımızda, 1-2. sınıflar 10, 3-4. sınıflar 8, 5-6. sınıflar 6, 7-8. sınıflar 5 saat Türkçe dersi görüyor.  4+4+4 sistemiyle gelen seçmeli ders grubunda ise çocuklara iki senedir 'Okuma Becerileri', 'Yazarlık ve Yazma Becerileri' adı altında ikişer saatlik iki ders seçeneği de sağlanmış durumda. Rakamlar şık duruyor fakat OECD tarafından yapılan, tüm üye ülkelerdeki eğitimin kalitesini ölçmeyi amaçlayan PISA eğitim yeterliliği testi sonuçlarına göre, Türkiye’de öğrenim gören öğrenciler 65 ülke arasında okuduğunu anlama ve anlatmada 42. sırada. Nerede yanlış yapıyoruz? Niye çocukları 'okutamıyoruz' ?
Ilgım Üçok: Yıllardır ülke genelinde sayısız sınav yapıldı, öyle görünüyor ki bu şekilde de devam edecek. Bu sınavların Türkçe dersi içindeki konu dağılımına baktığımızda ağırlığın okuduğunu anlamaya yönelik sorulara verildiğini görüyoruz. Aslında çok basit bir eleme yöntemi; çünkü çocuklar, gençler hatta yetişkinler nitelikli okuma eyleminden uzak. Benim öncelikli amacım öğrencilerime düşünmeyi öğretmek. Bunu gerçekleştirmek için de bir klasik olarak öğrencilerime kitap okutuyorum. Öğrencilerine kitap okutan öğretmenler genellikle yazılılarında okuttukları kitaptan sorular sormayı tercih ediyor. Durum böyle olunca öğrencinin üzerinde not baskısı oluşuyor ve kitap okumak itici, sevimsiz bir eylem olarak algılanıyor. Öğrencileri tanıyıp kişilik özelliklerine, ilgi alanlarına ve kapasitelerine uygun kitaplar seçip onlarla birlikte bu kitapları okumak ve sonrasında kitap üzerine sohbet etmek ise sınıflarımda harika bir atmosfer oluşturuyor. Kitaptan uzak olanlar ise bu havayı bir kez kokladı mı tekrar koklamak istiyor. (100 temek esere sadık kalmadığımı da belirtmem gerek.) Eleştirel okuma küçük yaşlarda kazandırılabilir, bu konuda ailelerin ve öğretmenlerin kolaya kaçmadan iş birliği yapması gerek.
Defne Canberk: Bakanlığın bizlere okutmamız için gönderdiği ders kitaplarının içeriği hakkında ne düşünüyorsun? Verilen örnek metinler doğru seçiliyor mu sence?
Ilgım Üçok: Türkçe ders kitaplarında gerçekten hoş metinler de var, olumsuz eleştireceğimiz metinler de. Özellikle ilköğretim basamağında metinlerle ilintili hazırlanan etkinlikler bir noktadan sonra kendini tekrar eden kalıplara dönüşüyor. Öğrenciler de bu kalıplar çerçevesinde düşünüyor. Çoğu Türkçe öğretmeni kitapların kapağını açmıyor. 
Defne Canberk: Doğru sorulmuş soruların çocuğun dünyaya bakışını, dünyayı algılayışını değiştireceğine inanırım.  Bizim uygulamalarımıza baktığımızda hep geleneksel sorular sorduğumuzu görüyorum. Bir öykü örneği mesela; öykünün kahramanları: Mert ve Umut. Öyküyle ilgili sorabildiğimiz sorular sadece bunlar oluyor;  Mert'i betimlemek için yazar, hangi sözcükleri kullanmakta? Bu öykü nerede ve ne zaman geçmekte? Umut'un kendisine ve kardeşine verdiği isimler nelerdir, o bunu neden yapıyor? Mert'in sorunu ne? Halbuki duygularını betimlemeye dayalı  açık uçlu sorular sorarak öğrencinin özgür yanıtlar vermesini sağlamamız gerekmez mi?  Şuna gelmek istiyorum, Türkçe öğretmeni genel olarak neden eleştirel düşünme pratiğinden yoksun?
Ilgım Üçok: Aslında Türkçe öğretmenine metinle ilgili “Şu soruları soracaksın”  dayatması var. Öğretmen kılavuz kitaplarında derste yapılması gerekenler adım adım yazıyor. Önce öğretmenin ufku daraltılıyor sonra öğrencinin. 
Defne Canberk: Büyük bir dil yozlaşması yaşıyoruz. Konuşma özürlü bir toplum haline dönüştük. Çocuk okula iletişim araçları Türkçesinin bozuk kalıplarıyla geliyor. Haliyle öğretmenin işi de zorlaşıyor. Bunun önüne nasıl geçilir?
Ilgım Üçok: Dil ve kültürün birbirini sürekli etkilediği bilenen bir gerçek.Teknoloji için de aynısı geçerli. Özellikle internet aracılığıyla hayatımıza giren anlatım kalıpları, semboller ve bazı hoş olmayan pratik kullanımlar çok çabuk benimseniyor. Kullanımı da internetle sınırlı kalmayıp hayatın farklı alanlarına yayılıyor. Konuşmadaki “az çaba kuralı” internetin yazı dilinde de  karşımıza çıkıyor. Çocuklar için Türkçe öğretimini gözden geçirmeye ve dilin kurallarının iletişimdeki rolünü vurgulamamız gerekiyor.  Açıkçası dil konusunda herkesin  hassasiyet göstermesi işimizi kolaylaştırırdı.
Defne Canberk: Çağımızın vebası akıllı telefon ve tabletler vasıtasıyla çocuk yoğun bir görsellik ve gerekli gereksiz bilgi bombardımanına tutuluyor. Bu da çocuğun kitap, defter ve kalemden gün geçtikçe uzaklaşmasına sebep oluyor. Uzun vadede baktığında internet dil ve anlatım öğretimine ne getirir, ne götürür?
Ilgım Üçok: Fakülteler, teknoloji kullanımında model oluşturamıyor, öğrencilerin teknoloji hakkındaki bilgileri yetersiz, okullardaki çalışmalar  teknoloji kullanımı modeline uygun değil veya her okulun teknolojik imkânları eşit değil. Durum böyleyken internet ile dil ve anlatım ilişkisi öğretmenin inisiyatifine, okulun imkânlarına bağlı oluyor. 
Defne Canberk: Çocuk her şeyi okumalı mı? 
Ilgım Üçok: Her şeyi okumak kitap oburluğudur bana göre. Okumayı ciddi bir uğraş haline getiren çocuk zamanla seçici olmayı da öğrenir. 
Defne Canberk: Ilgım Öğretmen' den ilköğretim çağı çocuklarının mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü on kitap adı istesem?
Ilgım Üçok: Çocuklar kitabevlerinde yeterince zaman geçirmeyi öğrendiğinde on değil sevecekleri onlarca kitapla karşılaşacak.  Şimdi çocuklarınızın elinden tutun ve en yakın kitabevine doğru yola çıkın. 
Defne Canberk: Şube öğretmenler kurulu toplantımızı iyi dilek ve temennilerimizle kapıyoruz sanırım. Son olarak var mı eklemek istediklerin?  
Ilgım Üçok: Toplantı iyi kitaplar okuyun ve okutun temennisiyle sona erdi (: Yarın nöbetçiyim ben, sen hangi gün nöbetçisin? (gülüşmeler...) :)