Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Hasan KarpuzHozan Adar: Gazetecilik öğrencilerini hastaneye götürüp EKG çekmeyi gösterdiğiniz doğru mu?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: (Kahkaha atıyor) Gazetecilik öğrencilerini hastaneye getirdiğim doğru. Ben bazı şeylerin çok biçimsel ve yüzeysel kalmasını istemiyorum. Yaptığınız şeyi içselleştirmeniz gerekir. Dolayısıyla sağlık gazeteciliği diyorsanız, bakın burada iki kavram var biri “sağlık” biri “gazetecilik”...  Gazeteciliği zaten orada görüyorsunuz. Sağlık bölümünde de anlatılanları biraz yaşasınlar istiyorum. Yani bir sağlık haberi yaparken bu haberle ilgili ne kadar ciddi, ne kadar sorumlu olmalarını gerektiğini daha iyi anlatabilmek için onları hastaneye getiriyorum. Tabi ki  sadece EKG çektirmiyorum. (Gülüyor) Ayrıca geldiklerinde beyaz gömleklerini giydiriyorum. Servislerde benimle beraber dolaşıyorlar. Böylece ilerde bir sağlık gazetecisi olacaklar ise işin sağlık bölümünde ne olduğunu ve ne kadar ciddi olduğunu  kısa zaman dilimi içerisinde de olsa göstermeye çalışıyorum. Yoksa amacım onlara profesyonel olarak EKG çekmeyi göstermek değil tabii ki… İşin mutfağını görsünler, kısacık da olsa ortamı yaşasınlar istiyorum. Burada hastaları görsünler, bu işin ne kadar önemli olduğunu görsünler ve ilerde bu işi yaparken yazdıkları ve ilgilendikleri konuların iyi veya kötü sonuçlarını işin gerçek merkezinde görsünler. İşi pratik olarak gösterip içselleştirmelerine yardımcı olmaya çalışıyorum anlayacağın…

Hozan Adar:  İletişim Fakültesinde Sağlık Gazeteciliği derslerine giriyorsunuz. Bu ders Türkiye’de ilk defa İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde müfredata eklendi. Sizce sağlık gazeteciliğinin ayrı bir ders olarak okutulmaya başlanması gerçekten bir ihtiyaç mı?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: Her şeyden önce, ülkemizde de dünya trendine uygun olarak, sığlaşmaya, yüzeyselleşmeye doğru bir akım var sanki. Bakın gazetecilik deyince akla sadece iki üç şey geliyor. Siyasetle ilgilenenler, magazin, spor ve biraz da ekonomi o kadar! Ama hayat sadece bunlardan oluşmuyor. Gazetecilik bizim yaşamımızın her alanında var olması gereken bir şey. Habercilik,  iletişimcilik böyle bir şeydir.  Bu açıdan bakacak olursanız toplumda sağlıktan daha önemli bir konu olabilir mi? Sizden benden daha önemli bir şey olabilir mi? Tamam, magazin bizim için gerekli değil demeyeyim ama yaşamımızın sadece küçük bir parçası. Ekonomi önemli, siyaset önemli ama sağlıktan daha önemlisi olabilir mi? Bu kadar güçlü bir medya varken, bu kadar güçlü bir iletişim şekli varken bunu sağlık alanında görmezlikten gelmek mümkün olabilir mi? İnsanların en çok haber ve dolayısıyla en çok eğitim ihtiyacı olduğu konuların başında geliyor sağlık. Bu nedenle sağlık gazeteciliği için İÜ  İletişim Bölümünü kutlamak lazım ders olarak koyduğu ve de bunu ciddiyetle takip ettirdiği için. Bu alanda halen istenilen düzeye gelinmedi ama zaman içerisinde bu da olacak. Gecikmiş bir şey, olması gereken bir şey, ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir şey ve en önemlisi ise geliştirilmesi gereken bir şey. Hiç unutmayın, hayatta her şeyi yapabilirsiniz ama bunun için önce sağlığınız olması gerekiyor. Bu işi ciddiyetle ele alıp geliştirip, uygulamak gerekiyor.

Hozan Adar: Sağlık haberciliği üzerinde kendini geliştirmek isteyen öğrencileriniz var mı? Bu alanda kendini geliştirmek isteyenlere ne gibi önerileriniz var?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: Bu ders sadece teorik bir ders olarak kalırsa diğer derslerden pek bir farkı olmuyor ve pek fazla motivasyonu artırmıyorsunuz. O nedenle ben çocukları buraya getirmenin dışında sağlık haberciliği, sağlık muhabirliği konusunda örneğin; Türkiye’de en eskilerden en başarılılarından gördüğüm Hürriyet gazetesi yazarı Mesude Erşan’ı her yıl bir saat derse gelmesi için davet ediyorum. İstiyorum ki bu ders herhangibi bir ders gibi kalmasın. Ne olduğunu teorik olarak öğrendikleri kadar pratik olarak da öğrensinler; sonuç olarak ilk yıllarıma göre şimdi ilgi duyan arkadaşların çok daha fazla olduğunu görüyorum. Tabi ki bu konuda genç arkadaşlarımı ilgisizler diye suçlamıyorum. Onlar da haklı olarak hayatlarını kazanmak zorundalar, iş bulmak zorundalar, para kazanmak zorundalar ama bu dal basında, yazılı ve görsel basında çok hızlı gelişiyor. görüyorsunuz hiçbir televizyon programı yok ki sağlık programı olmasın, hiçbir gazete yok ki sağlık köşesi olmasın.  İşte bu konu yavaş yavaş her iki tarafta gelişirken, arkadaşlarım kariyer yapabileceklerini, hem de bu alanda çalışıp para kazanabileceklerini görecekler, hatta şimdiden görmeye başladılar. Konuya ciddiyetle bakmaya ve bunun ayrı bir uzmanlık dalı olduğunu görmeye başladılar. O nedenle eskiye göre daha fazla ilgilerinin olduğunu düşünüyorum; biliyorum, onlar da hayatlarını kazanmak zorundalar. Bu alanda hayatlarını kazanabileceklerini, kariyer yapabileceklerini görürlerse, sağlık gazeteciliğinin çok daha fazla gelişeceğini çok daha fazla istek alabileceğini göreceğiz.

Hasan KarpuzHozan Adar: Sağlık haberlerinde sık rastlanan hatalar nelerdir sizce? Sağlık haberi yaparken nelere dikkat edilmelidir?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: En büyük problem kanımca sorumsuz haber yapılmasıdır. Sorumsuzca derken; hem toplumun faydasına olmayacak haberler yapılması hem de toplumun geniş bir kesiminin ilgisini çekmeyecek hatta magazine kaçan haberler yapılmış olması bu birincisi. İkincisi yanlış ve sorumsuzca haber yapılması ki bu beni çok rahatsız ediyor. Kış aylarında, yaz aylarındaki gibi nasıl bronzlaşırız diye haber yapılması yerine acaba çocuklarımızı, yaşlılarımızı, insanlarımızı nasıl koruruz, grip gibi aşı gibi konularla ilgili haber yapılması gerekiyor. Diğer konularda haber yapılmasın demiyorum ama özellikle ağırlıklı olarak böyle konular olması lazım. Yaz geliyor yine aynı şey diyetler, şunlar bunlar. Tabi ki onlar da haber yapılmalı tabi ki onların da haber değeri var ama kalkıp bir yaz ishallerinden bahsetmezseniz, siz kalkıp yazın sıvı kaybına bağlı problemlerden bahsetmezseniz, yazın getirebileceği ciddi problemlerden örneğin güneşin olası zararlarından bahsetmezseniz, bu dönemlerde hipertansiyondan kalp krizi artışlarından bahsetmezseniz o zaman eksik haber yapıyorsunuz demektir. Bunların ağırlıklarına dikkat etmek gerekir. On haberden bir tanesi, insanların gerçekten geniş bir kesimini ve ciddi sağlık problemlerini ilgilendiriyorsa, dokuzu sadece belli bir kesimi estetik veya benzeri bir konuyu ilgilendiriyorsa burada bir hata vardır demektir. Beni rahatsız eden bir diğer konu ise daha çok ticari nedenlerle yapılan, çoğunlukla da gerçeği yansıtmayan haberler. İşte efendim cinsel güç artırıcıları, kozmetikler vs… Hadi bunlar da neyse ama yanlış ve sorumsuzca haber yapılmasından gerçekten büyük rahatsızlık duyuyorum. Sağlık Gazeteciliği dersi öğrencilerine göre her yıl, sağlık kriterlerini yazmalarını istiyorum ve imtihanlarda da bunu soruyorum; yani kendi yazdıkları kriterleri onlara soruyorum. Böylece onlar kriter yazmayı, kriterin ne olduğunu ve ilerde bu işi yapacaklarsa nelere dikkat etmeleri gerektiğini kendi kendilerine öğreniyorlar. Bu kriterler çerçevesinde haberlerin yapılmasını, mutlaka ve mutlaka çok önemsiyorum ve de böyle olması için de çaba gösteriyorum.

Hozan Adar: Son olarak öğrencilerinizden gelen bir soru sormak istiyorum.

Prof. Dr. Hakan Karpuz: İmtihan sorularını verdim. Ayrıca hepsine geçer not vereceğim. Hiçbirisini bırakmayacağım.... Bunu mu öğrenmek istiyorlar. (gülüyor)

Hozan Adar: Hayır. Öğrencilerinize derslerde söz vermenize rağmen ciddiye almıyormuşsunuz. Nedenini merak ediyorlar.

Prof. Dr. Hakan Karpuz: (Gülerek)  Çünkü ben de Türk’üm! Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Sen aksini hiç gördün mü? Bak siyasilere, bak başımızdakilere hepsi bize demokrat gibi görünüyorlar ama kendileri ne isterlerse öyle yapıyorlar. Ben de bu ülkenin çocuğuyum (gülerek). Takılıyorum tabii… Elbette ciddiye almamam söz konusu değil. Yanlışlıkla öyle bir kanaat oluşmuş. Bir kere herkesin söz hakkı var. Demokratik bir yapıda, demokratik bir ortamdayız. Benim orada hoca olmamın tek nedeni onlardan daha erken doğmuş olmam. Bu kadar basit. Yarın öbür gün onlar hoca olacak. Şu an aramızdaki tek fark,benim onlara öğretebilecek durumda olmam. Başka bir fark yok.  Hatta bazı konularda benden daha zeki, daha düşünceli olduklarına inanıyorum. Tabi ki hepsine söz hakkı veriyorum. Hatta bazen çok sıkıcı olsa da -bak bu kadar dürüst söylüyorum- hepsinin düşündüklerini ifade etme özgürlükleri var. Benim onlara şu iyi şu kötü diye yaklaşma hakkım yok ve tabii ki hepsini de ciddiye alıyorum ama sonrasında değerlendirme hakkım da var. Hastaya “doktor çağıralım” demişler, “eee tabi” demiş “doktorun da kazanıp yaşama hakkı var”. “İlaç alalım” demişler, “eee tabii” demiş “eczacının de hakkı var”. Sonra ilacı getirmişler “eee hadi iç” demişler, ama hasta “yok içmem” demiş “benim de yaşamaya ihtiyacım var, yaşama hakkım var” (gülerek). Gerçekten ciddiye almıyorum değil, ciddiye alıyorum ama ciddiye almam demek, hepsini aynı şekilde değerlendirmeye almam anlamına gelmiyor. Hangilerinin ne kadar değerlendirmeye alınıp alınmayacağına ciddiyetle bakıyorum. Ciddiye alırım, hatta değerlendirmeye de alırım ama uygulamaya geçirmeyebilirim. Bu da normal. Hatta bu onlara verdiğim değerin göstergesidir. Eğer hepsini aynı şekilde ciddiye alıp, değerlendirmeye alsam ve uygulamaya kalksam o zaman demek ki eyyamcılık yapıyorum ve de gerçekte aslında ciddiye almıyorum, sadece yapılmış olsun diye yapıyorum. Evet onların soru sorma, fikir beyan etme hakları var, ama benim de o fikirleri değerlendirme ve uygulamaya alıp almama hakkım var.

Hozan Adar: Kapanışı size bırakalım hocam?

Prof. Dr. Hakan Karpuz:  Birincisi benim gibi sıradan bir adamla niye röportaj yaptınız anlamış değilim. Gerçekten bunu yalancı bir tevazuuyla söylemiyorum. Normal yaşayan biriyim herhangi birisinden farkım yok.Yine de sizin lütfedip ‘yaşlanıp ölmek üzereyim onun için benimle röportaj yapıyorsunuz’ diye düşünüyorum. Sağ olun varolun (Gülüşmeler) İkincisi, hep onu söylerim; hayatta ne yapacaklarsa, iletişimci olacaklar, olmayacaklar, iş adamı olacaklar, başka yöne kayacaklar, magazin muhabiri olacaklar vs. ne yapıyorlarsa severek yapsınlar. İçtenlikle ama ciddi bir şekilde yapsınlar, hakkını versinler.

Hozan Adar: Röportaj yaparken seçtiklerimizin bizim için ünlü olup olmaması önemli değil. Söyleyecek sözü olsun yeterli.

Prof. Dr. Hakan Karpuz:  Tabii ki öyle olduğunu biliyorum ve de bu cümlenle durumu gayet iyi  toparladın! Ziyaretiniz için çok teşekkür ederim.

Hozan Adar: Biz teşekkür ederiz.