Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Hasan KarpuzHozan Adar: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Kardiyoloji profesörüsünüz. Aynı zamanda iletişim alanında yüksek lisans ve doktora yaptınız. İletişim Fakültesinde dersler de veriyorsunuz. Adli bilimler doktoranız da var. Sizi bu kadar farklı alanda çalışmaya iten şey nedir?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: Lüzumsuz bir adam olduğum için. (Karşılıklı gülüşmeler) Bana aslında bu kadar farklı alanlar gibi gelmiyor. Bunlar hepsi yaşamın içinde olan şeyler, benimki sadece biraz merak, birazcık paylaşma isteği ve birazcık da herhalde kendimdeki eksiklik. Hayatı yaşayabilmek için birden fazla kaynağa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Nedenlerden bir tanesi bu. Diğerleri ise benim daha öğrencilik yıllarındayken -adli bilimler değil ama özellikle gazetecilik- hep hayalimde olan şeylerdi. Hani böyle çocuklara sorarsın “ilerde ne olacaksın?” diye de herkes doktor avukat falan der… Ben “gazeteci olacağım” derdim. Belki dışarıyla olan ilişkilerin gazetecilik bölümünde diğer bölümlere göre daha fazla olmasından, belki hayatın içinden, hayatı dolu dolu yaşayabileceğiniz ender bölümlerden bir tanesi olduğu için gazetecilik… Doktorluk dersen o biraz daha farklı. Okuduğum okulu ikinci bitirmiştim, dolayısıyla oradaki başarının, o zaman ki yıllarda doğal bir hedefiydi tıp fakültesi. O yıllarda, sizin seçiminizden çok aileniz ile okulunuz sizi yönlendiriyordu. Ama sonrasında kardiyolojiyi kendim çok severek istedim. Adli bilimler ise biraz meraktan kaynaklandı. Bu ülkede yaşayıp da adli bilimlere ilgi duymamak mümkün değil. Dolayısıyla orada da işin biraz mutfağını öğrenmek istedim. Ayrıca tüm bunların yanı sıra bir ara konservatuara devam ettim. Önceleri saksafon daha sonrasında da bateri çalmak için gittim. Yani aslında -hep bunu söylerim- herhalde çok gereksiz bir adamım (gülüşmeler) dolayısıyla çok vaktim var ve ben “ne yapayım, ne edeyim?” derken tüm bunlarla uğraşıyorum! Aslında en önemlisi herhalde var olmak! Yani etraf için değil ama kendim için varolduğumu hissetmek. Hani Jean Paul Sartre’ın ‘varoluşçuluk’ akımı vardır bilirsiniz. Herkes var olmak ister. Herhalde ben de bunları yaparak kendimce varolmaya çalışıyorum. Bundan sonra da zaten psikiyatriye gideceğim, ilaçlarımı almadan sizinle bu konuşmayı yapıyorum. Daha sonra normalleşeceğim. (Gülüşmeler)

Hozan Adar: Televizyon programcılığı da yaptınız, su altı arkeolojisiyle de ilgileniyorsunuz. Bu kadar çok şeyi nasıl yapıyorsunuz? Zaman ayırmak bir yana, yüksek enerji de gerektiriyor bu kadar geniş bir ilgi alanı?

Prof. Dr. Hakan Karpuz: Bana normal geliyor aslında bütün bunları yapmak. Sabah kahvaltı etmek gibi bir şey! Gerçekten, bana hiç özellikli gibi gelmiyor. Televizyon programcılığı çok kısa bir süreydi ve sağlık üzerineydi. Aslında ben doktorluk dışı şeyler yapmayı daha çok seviyorum. Sağlık programı falan, onları çok sevmiyorum. Başka şeyler yapmam gerekiyor. O yüzden uzun sürmedi programcılık. Dalgıçlığa gelince… 2 yıldızlı dalgıcım, 3. Yıldızımı da alacağım yakında. Arkeoloji ile ilgim ise turist rehberliği yaptığım dönemden kaynaklanıyor. Dolayısıyla su altı arkeolojisi hem arkeolojiyi hem de dalgıçlığı bir araya getirdiği için hoş görünmüştü gözüme ama burada onu çok fazla profesyonelce yapma olanağım olmadı. Arkeolojiyle artık sadece dışardan bir turist olarak ilgileniyorum. Dalmaya da hala devam ediyorum. Tüm bu uğraşılar,  sen sorduğun zaman ve de dışardan bakınca biraz kalabalık gibi görünüyor ama aslında günün akışı içerisinde yapılabilecek, hatta yapılması gereken şeyler. Sinemaya tiyatroya gitmek gibi veyahut çıkıp hava almak, dolaşmak, yemek yemek gibi sıradan şeyler bunlar. Hatta asıl yapılmadığı zaman biraz anormal geliyor bana. Gerçi zaten siz de biliyorsunuz,  “normal” diye bir kavram yok. Benim açımdan bunlar özellikle şunu da yapayım, bunu da yapayım dediğim şeyler de değil. Sadece sevdiğim şeyleri, ilgi duyduğum şeyleri yapmaya çalışıyorum. Fransızların bir lafı vardır “Vouloir c'est pouvoir!” yani “istemek yapabilmektir”. İsteyince yapılabiliyor. Bunun için çok fazla efor da harcamıyorum. Normal yaşantımın içerisinde bunlar oluyor bitiyor.