Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gündüz Öğüt'le Notaların Götürdüğü Yere...

2016-10-02 04:19:21

Bu haftaki Öğretmen Odası konuğum Gündüz Öğüt. Kendisi, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nda mesleğine yıllarını  vermiş bir keman sanatçısı ve pek çok öykü kitapları ve romanları olan bir yazar. Ama bu satırlarda yer almasının sebebi, kendi imkanlarıyla başlattığı, son dönemde gözlerim dolarak takip ettiğim, insandan umudumu kesmemem gerektiğine inandıran bir ''müzik ve edebiyat birlikteliğiyle bir tür aydınlanma hareketi''.
Gündüz Öğüt, kıyıda köşede kalmış, herhangi bir müzik enstrumanını televizyon dışında görme imkanı olmayan çocukların okuduğu okullara sanatçı arkadaşlarıyla gidip çocuklara klasik müzik dinletisi sunuyor, müzik enstrumanlarını tanıtıyor, minicik kulaklara temiz tınılar bırakıyor, ilham veriyor.
İnsana dair tüm güzelliklerin, insanı insan yapan her şeyin hızla yozlaşıp yok olduğu ülke ikliminde bu girişimi o kadar kıymetli ki..
Defne Canberk: Gündüz abi, eğer sen isteseydin, diğer sanatçılar gibi gider konserlerini verir, kitaplarını yazar, kendi rafine dünyanda olup bitebilirdin. Ama onu yapmak yerine bildiğini paylaşıp öğretmeyi tercih ettin. Konfor alanından çıkıp taş altına el koymak pek alışık olduğumuz bir tavır da değil biliyorsun ülkemizde. Bu fikir nasıl gelişti anlatır mısın?
Gündüz Öğüt: Benim babam Mehmet Öğüt ve amcam Ahmet Öğüt Dinar'ın, Dikici Köyü'nde doğmuşlar. Babaları yani dedem Halit Öğüt köyün yerlisi ve imamı. 1940'lı yıllar. Amcamı, sonradan adı Ankara Devlet Konservatuvarı olacak olan Musiki Muallim Mektebine sanat eğitimi alması için gönderiyor. Amcam mezun olup Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sanatçısı oluyor, ardından o da babamı yetiştiriyor ve rahmetli babam da aynı kurumda obua sanatçısı olarak uzun yıllar çalışıyor. Böyle bir aileden geliyorum. Köylere, okullara çocuklara gitme fikri yıllar önce kendi köyüme ve ilçe okullarına bir yolunu bulup gitmemle başladı. Mumun dibine ışık vermesi gerektiğine inanıyordum. Sonuçta o topraklardan buralara gelmiştik. Devlet sanatçısıyız, büyük şehirlerde konser salonlarının duvarlarının dışında da milyorlarca insanımız var. Onlar bize gelemiyorsa, biz onlara gitmeliyiz fikriyle hareket ettim diyebilirim. Elbet bu etkinlikleri yapan tek kişi ben ve arkadaşlarım değil. Bunları yapan başka illerdeki kurumlarda da pek çok sanatçılar var. Fakat sayımız yine de çok az. Çoğu zaman fırsatları kendi çabamızla yaratıyoruz, zaman zaman da değerli öğretmenlerin girişimleriyle de okullara ve çocuklara ulaşmamız mümkün oluyor. Çocuklarımız… Onlar her şeyin en iyisine layıklar. İlgiyi, sevgiyi, onlar için uğraşan birilerinin varlığını görmeleri ve yaşamalarının onları nasıl mutlu ettiğini kelimelerle anlatamam. 
Defne Canberk: Şimdiye dek hangi okullara gittiniz? Çocukların ilk dinletilerden sonra tepkileri ne oldu?
Gündüz Öğüt: Dinar, Çivril, Köşk, Manisa, Kınık Poyracık, Karaburun, Denizli, Baltaköy, Limontepe ve hatırlamakta güçlük çektiğim pek çok yerlerdeki pek çok okullara gittik. Genelde devlet okullarına, zaman zaman kolejlere gittik. Öğrencilerin tepkileri inanılmaz olumlu oluyor. Başta kendimizi ve çalgılarımızı anlatıyorum. Ardından küçük parçalar çalıyoruz, yabancı bestecilerin yanı sıra kendi türkülerimizden de çok sesliye uyarlanmış parçalar seslendiriyoruz. Sanatçı olmak için hangi okullarda okunduğunu, müziğin evrenselliğini, çok sesli müziğin çok yönlü düşünceyi temsil ettiğini, farklı sesler çıkarmakla birlikte uyum içinde olunca ne kadar güzel sonuçlar çıktığını ve daha pek çok şeyi. Elbette çok kısa ve sade şekilde. Sonra çalgıları denemek isteyenlei sahneye davet edip tek tek onlara tutturup ses çıkarmalarını sağlıyoruz ve arkadaşlarına alkışlattırıyoruz. Tepkileri, mutlulukları, heyecanlarını anlatmak zor.  Okullardan ayrılamıyoruz, çünkü çocuklar bizi bırakmıyor, yeniden gelmemiz için ricalarda bulunuyorlar. Buruk bir mutlulukla ayrılıyoruz her defasında.
Defne Canberk: Bu ziyaretlerde keşfettiğiniz minik yetenekler oldu mu? Olduysa nasıl yönlendirdiniz onları?
Gündüz Öğüt: Şu kadarını söyleyeyim, dünyanın pek çok ülkesine zaman içinde konserler vermeye gittik. Bu toprakların çocukları çok yetenekliler. Zaman içinde yıllar önceki bir etkinlikte o sıralarda olan, yıllar sonra müzik eğitimi almış, müzik öğretmeni olmuş gençlerle karşılaşabiliyorum. Amaç zaten herkesin meslek olarak müzikle uğraşması değil, müziğe yaşamında yer vermesi. Fakat çok kararlı olan öğrencilere bulundukları yere yakın müzik eğitimi veren okullara yönlendiriyoruz. 
Defne Canberk: Gittiğin okullardaki en unutamadığın anını anlatır mısın?
Gündüz Öğüt: Bir okula gitmiştik, konserin sonunda, "İçinizde keman çalmayı denekmek isteyen var mı?" diye sordum. Hiç kimse el kaldırmadı, birbirlerine bakıp durdular. Çekiniyorlardı, belki başarısız olmaktan korkuyorlardı, arkadaşlarının alaya almasından çekiniyorlardı. Sonunda arkalardan bir el kalktı. Hemen yanıma çağırdım, arkadaşlarından bir moral alkışı istedim. Alkış koptu. Çocuğa kemanı tutturdum, eline de yayı verdim. Öyle güzel sesler çıkardı ki, hepimiz şaştık kaldık. Sonra bir alkış daha. Başka var mı denemek isteyen diye sordum. Bakın bunu yazarken bile gözlerim doluyor. Tüm eller havaya kalkmıştı. O köy okulunun yemekhane bozması bodrum katında sayısız güneş doğmuştu çocukların güzel yüreklerinde, parlak  gözlerinde. Sessizce uzun bir sıra oldular. Ve tek tek keman ve viyolonsel çalmayı denediler. Onlar sadece kendilerine bir fırsat sunulmasını bekliyorlardı. Bu olay yapılanın yanında yapılması gerekenlerin devasalığının bir göstergesiydi. 
Defne Canberk: Devlet tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesinin tarihe karışması tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuz günlerden geçiyoruz. Tünelin ucu pek aydınlık gözükmüyor. Ama hala konservatuvarlarımızda her yaştan pırıl pırıl çocuk ve genç eğitimlerine devam ediyor. Türkiye'de müzik eğitimi desem; neler oluyor, neler olacak desem? Kısaca öngörülerini paylaşır mısın bizimle?
Gündüz Öğüt: Bu konuda söylenebilecek çok şey var. Önemli olan çözümden ve uygulamalardan yola çıkmak. Ülkenin sanatçıları parlak ışıklı solanlardan dışarı taşarsa, ülke insanına hizmetin farklı yollarını arar ve bulursa, sanatı tabana yayarsa  o zaman halk kendi sanat kurumlarına ve sanatçılarına sahip çıkar. O zaman bu kurumları kapatmaya kimsenin gücü yetmez. Politika geçici, halk ve sanat kalıcıdır. 
Defne Canberk: Gelelim yazar Gündüz Öğüt'e. Fantastik/ Bilim Kurgu öykülerinizi ve romanlarınızı keyifle okuyoruz. Fantastik edebiyat, Türk düşünce yapısına fazla uyum sağlayamadığından olsa gerek, yazarların bu türe mesafeli durduğunu görüyoruz.  Sen nasıl karar verdin 'fantastik' yazmaya?
Gündüz Öğüt: Yaklaşık yirmi yıldır yazıyorum. Hayal kurmak belki bugün ülke olarak en büyük eksiklerimizden biri. Bugün dünyayı en çok hayal kurabilen toplumlar yönetip yönlendiriyor. Hayalleri olmayan insanlardan oluşan toplumların geçmişte yaşamak gibi bir kaderleri oluyor. Sabah kalktığımızda o gün ne giyeceğimize, neler yapacağımıza bile önce onların hayalini kurarak başlamıyor muyuz? Eğer siz kendi hayalleri olan bir toplum olamazsanız, hayalleri olan toplumların piyonu olursunuz.  Fantastik edebiyat çok genel bir kavram, bana göre edebiyatta hayal kurmanın en özgür alanı. Siz zannediyor musunuz bu ülkenin insanlarına kendi arzuladıkları edebiyat sunuluyor. Kesinlikle hayır. Tepelerde köşeleri tutmuş bir avuç insan ki kendilerine kibrin tanrıları da diyebiliriz, kendi zevklerine ve çıkarlarına göre insanımıza neyi okuyup okumayacağını, nasıl öykü ve romanlar yazılıp yazılmayacağını dikte ediyorlar. Basit bir örnek, önemli tüm edebiyat ödüllerinin jürileri aynı kişilerden oluşuyor. Ödülleri o kişilerin bireysel zevklerine uygun şeyler yazan yazarlara veriyorlar. Hatta çoğunlukla dosyalar okunmuyor bile. Şimdi tabi bu çok farklı bir konu ve bilemiyorum yer sınırlamamız var mı? Neyse tekrar toparlayacak olursam, Fantastik Edebiyat aslında bizim insanımızın en yatkın olduğu tür. Geçmişimiz sadece 1500 -2000 yıl öncesine dayanmıyorki, genlerimizde efsaneler, masallar, meseller, destanlar, ruhsal yetnekler hala dolanıp duruyor. Basit bir örnek, burada hala aileye doğacak çocukların isimlerini rüyalarında görüp isim koyan bir halktan bahsediyoruz. Hayal kurmak adeta gelecek kiliminin motiflerini dokumak gibidir. Fantastik türün buna büyük katkısı var diye düşünüyorum. Ayrıca içinde fantastik ögeler olmayan ne yerli ne de yabancı edebiyat eserlerinde bir romana rastlamanız mümkün değildir. Gittiğim okullarda öğrencilere bunu anlatmaya çalışıyorum. Hayal gücünüzü geliştirmek çok önemli ve okumak bunun en önemli ilacı. Aşk, nefret, yalan gerçek, ölüm doğum, güzel çirkin, savaş barış, kölelik ve özgürlük ve daha pek çok şey değişmiyor ki. İster gerçekçi yazın, ister fantastik hepsinde insanın görünümleri, dugyu halleri, olaylar ve ilişkiler yok mu, var. Bırakalım herkes isteğini yazsın, dileyen de dilediğini okusun. 
Defne Canberk: Gittiğin okullarda kitaplarını okumuş çocukların sana tepkileri nasıl oluyor? Nasıl buluyorlar kitaplarını? Oldukça değişik geliyordur :)
Gündüz Öğüt: Son romanım Nehrin İki Yakası, bir yıldır davet edildiğim pek çok okulda binlerce öğrenci tarafından okundu. Önceden kitaplar temin ediliyor ve öğrenciler okuyor, sonra onlarla buluşuyorum, söyleşiyoruz, kitaplarını imzalıyorum. Sorularını cevaplıyorum. Birlikte hayal kuruyoruz ve o sırada ortak öyküler yazıyoruz. Çok keyifli ve eğlenceli oluyor. Bazı okullarda iki etkinliği ardarda yapıyoruz. Önce müzik etkinliği yani eğitim konseri oluyor, ardından edebiyat söyleşisi. Gençlerimiz kitabı büyük bir ilgi ve beğeniyle okuyor ve harika sorular soruyorlar. Onlara meslekleri ne olursa olsun yazmanın güzelliğini, büyüsünü ve insana olan yararlarını anlatmaya çalışıyorum. Ayrıca inanın onlara öyle fantastik falan da gelmiyor, onlar için önemli olan kitaptaki karakterler ve maceralar.  
Defne Canberk: Bildiğim kadarıyla gittiğin okullarda öğrencilere okumanın yanında , onları yazmaya da teşvik etmeye çalışıyorsunuz.
Gündüz Öğüt: Evet bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz yıl Dinar'da bir okulda ulusal bir öykü yarışması düzenledik. Türkiye'nin her yerinden 400'den fazla öykü geldi. Seçilen öyküler bugünlerde kitaplaştırıldı ve tüm ülke kütüphalenelerine gönderilecek. 18 çocuğumuzun öykülerinden oluşuyor. Gelecekte o gençlerin içinden kim bilir ne kadar iyi yazarlar çıkacak. Bu yıl ikincisini düzenleyeceğiz. Evet okuyan bir toplum olabilmemiz için yazan bireylerin sayısının artması şart. Dünyada yazarı en az olan ülkelerden biriyiz. Okuyan, düşünen, hayal kuran ve yazan nesillere ihtiyacımız var.
Defne Canberk: Ömrün boyunca notaların götürdüğü yere gittin, çocuklara notaların peşinden gitmeyi tavsiye eder misin?
Gündüz Öğüt: Sonuçta notalar ve kelimeler, bazen kendini, bazen başkalarını, bazen hayallerini, bazen korku ve umutlarını anlatmanın iki benzer çeşidi. Ben ulaşabildiğim çocuklara, biraz büyük çocuklara ve en büyük büyük çocuklara sesler ve notalarla, kelime ve hikayelerle ulaşmaya çalışıyorum. Tüm bunlarla anlatmaya çalıştığım şey aslında çok basit. Asla yitirmemiz gereken üç şeyin altını çizmeye çalışıyorum: Sevgi, Cesaret ve Umut… Bunlar olduğu müddetçe her şeyin üstesinden ama bireysel ama toplumsal olarak gelebiliriz.
Defne Canberk: Çok teşekkür ederim kıymetli zamanın için. 

İZLE

Nehrin İki Yakası