Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Eğitim Sendikaları-1: Eğitim-Sen

2016-10-02 04:20:05


Bir eğitim köşesi yapıp, adını ‘’Öğretmen Odası’’ koyup sendikalardan bahsetmemek olmazdı tabi ki. Öğretmen odamıza öğrenci ve velilerden sonra sendikalar girer. Çayımızı, kahvemizi içerler, örgütlenmenin önemini anlatırlar, yaklaşan tehlikelere karşı bizi uyarırlar, posterlerini asarlar, bardaklarını bırakırlar, meydanlarda görüşmek üzere deyip diğer öğretmen odalarına doğru yol alırlar.  Her birinin yoğurt yiyişi farklıdır, her biri ülkeye farklı pencerelerden bakar, eğitim sorunlarını kendilerine göre yorumlarlar. Ben de bu iki hafta sizlere iki sendikamızı tanıtayım, sendikaların ülkenin başlıca eğitim sorunlarına, gündemdeki olaylara bakışları nedir göstereyim istiyorum. 
Sorularımı ilk olarak Eğitim-Sen Genel Eğitim Sekreteri Elif Çuhadar’a yönelttim.
Defne Canberk: Eğitim Sen ne zaman kuruldu, ülke genelinde kaç üyesi var, sendikanın tarihçesini kısaca anlatabilir misiniz bize?
Elif Çuhadar: Türkiye’de en yaygın kamu hizmeti alanlarından birisi olan eğitim-öğretim işkolunda faaliyet yürüten Eğitim Sen, resmi olarak 23 Ocak 1995 yılında kuruldu. Ancak tarihsel geçmişine bakıldığında 1906 yılında kurulan Encümen-i Muallimden bugüne öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin mücadele tarihinin günümüzdeki tek temsilcisinin Eğitim Sen olduğunu söylemek mümkündür. Eğitim emekçileri, 1900'lü yılların ilk çeyreğinde anti-emperyalist tutumlarıyla bağımsızlık mücadelesi içinde yer almış, 1920-1945 yılları arasında eğitim hakkının halka ulaştırılmasında, 1970-1980 yılları arasında ülkede yaşanan baskılar ve katliamlar sürecinde anti-faşist mücadelede, 1980’li ve 1990'lı yıllarda demokrasi, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinde emek ve sendikal haklar mücadelesinin önemli ve dinamik bir kesimini oluşturmuştur. 1980’li yılların sonunda başlayan ve 90’lı yıllar boyunca fiili-meşru mücadele anlayışı temelinde sürdürdüğümüz mücadelemiz sürekli baskı ve tehditler altında geçmiştir. “Memurun sendikası olmaz” anlayışının kırılmasında Eğitim Sen’in ve üyesi olduğumuz KESK’in etkisi belirleyici olmuştur. Sendikamız eğitim kurumlarında yürütülen fiili örgütlenme mücadelesi sonucunda fiilen kurulmuş, uzun yıllar Milli Eğitim Bakanlığı ve hükümetler tarafından yasal olarak tanınmamıştır. Eğitim Sen’i ve üyelerini baskı, tehdit ve sürgünlerle durduramayanlar, 2000’li yılların başında çıkardıkları 4688 sayılı Kamu Görevlileri Kanunu ile bizim gibi kamuda örgütlü sendikaları yasal olarak tanımak zorunda kalmış, ancak bu sefer de antidemokratik yasal düzenlemeler ile mücadeleci sendikaları etkisizleştirmek, iktidar yanlısı sendikaları güçlendirmek için taraflı bir tutum izlemişlerdir.   
Defne Canberk: Sizin sendikanızı, diğer sendikalardan farklı kılan en temel özellik nedir?
Elif Çuhadar: Bir sendikada bulunması gereken en temel özelliklerden birisi devletten, hükümetten, sermayeden ve siyasi partilerden bağımsız olmasıdır. Türkiye’deki sendikalara bakıldığında büyük bölümünün hükümetle içli dışlı ilişkileri bulunduğunu görmek mümkündür. Devletten, sermayeden ve siyasi partilerden bağımsız olmayan bir sendikanın üyelerinin çıkarlarını doğru ve güçlü bir şekilde savunabilmesi mümkün değildir. Eğitim Sen, kurulduğu ilk günden bu yana grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını savunmuştur. KESK’e üye sendikalar dışında bu hakkı savunan ve bunun için mücadele eden sendika sayısı yok denecek kadar azdır. Sendikal mücadele, özellikle Türkiye gibi ülkelerde, doğası gereği sadece ekonomik mücadele ile sınırlandırılamaz. Sendikamız kurulduğu ilk günden itibaren faaliyetlerini sadece ekonomik-sendikal konularla sınırlamamış, eşitlik, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinin de içinde aktif olarak yer almıştır. Eğitim Sen bu özelliği nedeniyle her dönem iktidarların ve onların siyasi-sendikal uzantılarının hedefi haline getirilmiş, hatta 2004 yılında tüzüğümüzde yer alan ve eğitim biliminin temel ilkesi olan “anadilinde eğitim” maddesi nedeniyle kapatılmak istenmiştir.    
Defne Canberk: Sendikanız bugüne dek eğitim-öğretim emekçilerinin hangi özlük haklarını savunmak için mücadele verdi, hangi mücadelelerinde başarılı oldu?
Elif Çuhadar: Sendikamız sadece öğretmenlerin değil, eğitim-öğretim işkolunda çalışan herkesin temsilcisidir. Dolayısıyla eğitim-öğretimle ilgili olan her konuda ekonomik, sosyal, özlük, hukuksal vb. her konuda hem örgütsel hem de hukuksal mücadele veriyoruz. MEB’in haksız ve hukuksuz uygulamalarına karşı açtığımız ve kazandığımız çok sayıda dava bulunuyor. Türkiye gibi ülkelerde mücadele etmek her zaman olumlu sonuç almanız, haksızlıkların ve adaletsizliklerin sona ermesi için yeterli olmuyor. Haklı olmak kazanmak için yeterli olmadığı gibi, sonuç alabilmek için aynı zamanda güçlü olmak ve bu gücü doğru kullanmak gerektiği çok açık. Eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik ve örgülü mücadelesi yaratılmadan, ayrım yapmaksızın herkesin kendi hakları için harekete geçmesi için somut adımlar atmadan ne hak kazanmak, ne de kazanılmış hakları korumak mümkündür. 
Defne Canberk: Türkiye’de özel ve kamu kesiminde sendikalaşmayı olumsuz yönde etkileyen gerek yapısal ve gerekse yasal birçok etken var. Çalışanların örgütlenmelerinin önündeki bu engellerden bahseder misiniz biraz?
Elif Çuhadar: Türkiye’de örgütlenmenin önündeki engelleri yasal ve fiili engeller olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür. Yasal engellerin temel mantığı, emekçilerin yaygın örgütlenmesini ve mücadelesini mümkün olduğunca sınırlandırmak, hatta yasaklamak üzerine kuruludur. Fiili engeller açısından bakıldığında ilk göze çarpan nokta baskı ve yıldırma politikaları… İktidar yandaşı sendikalara sınırsız bir faaliyet kolaylığı sağlanırken, Eğitim Sen gibi mücadeleci sendikalar, tüm faaliyet alanlarında ciddi anlamda baskı ve yıldırma uygulamaları ile karşı karşıya bırakılmaktadır. En temel sendikal faaliyetlerimiz bile soruşturma konusu yapılabilmektedir. Bugüne kadar çok sayıda üyemiz sendikal faaliyetler nedeniyle çeşitli cezalar almış, sürgün edilmiş, baskıcı uygulamalarla karşı karşıya bırakılmıştır. 
Defne Canberk: 2012-2013 eğitim-öğretim yılında yürürlüğe giren 4+4+4 eğitim sistemine sendikanızın bakışı nasıl?
Elif Çuhadar: Eğitim Sen olarak 4+4+4 düzenlemesini bir bütün olarak eğitim bilimlerine karşı yapılmış açık bir siyasi dayatma olarak değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz dört yılda 4+4+4 uygulamalarının ortaya çıkardığı sonuçlar, özellikle 72 aydan küçük çocukların ilkokula başlatılması konusunda ortaya çıkan dehşet tablosu, ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Bugün MEB, 4+4+4 ile hata yaptığının farkına ancak varabilmiştir ve değişiklik yapmak için bir süredir hazırlık yapmaktadır. Ancak ne kadar değişiklik yaparlarsa yapsınlar, geçtiğimiz yıllarda 4+4+4 vesilesiyle yaşanan olumsuzlukların izleri özellikle öğrencilerin hafızalarından uzun süre silinmeyecektir.  
Defne Canberk: Türkiye'de bugün eğitimdeki en temel problem nedir ve sendikanızın bu probleme çözüm önerileri nelerdir?
Elif Çuhadar: Eğitim sistemi açısından en temel sorun, eğitimin temel bir insan hakkı olarak görülmemesidir. Herkese eşit ve parasız eğitim hakkı sağlanmadığı sürece eğitim sisteminin yarattığı eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin önüne geçebilmek mümkün değildir. Kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı bir bütün olarak sağlanmadığı sürece, piyasacı, anti-demokratik, mezhepçi ve ayrımcı uygulamaların eğitim sisteminden günlük toplumsal yaşama kadar bütün alanlarda daha da belirgin hale gelmesi ve toplumsal kutuplaşmanın daha da keskinleşmesi kaçınılmazdır. Eğitim sistemine demokratik ve eşitlikçi bir içerik kazandırmadıkça, eğitimde tekçi ve ayrımcı uygulamalara son vermedikçe yaşanan sorunların çözülebilmesi mümkün görünmemektedir. 
Defne Canberk: Hükümet 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda değişikliğe gitmeye hazırlanıyor. Yeni kanunla birlikte memurların işten atılması çok kolaylaşacak ve memurlar iş güvencelerini kaybedecekler. Bu kanun değişiminin engellenmesi ile ilgili sendikanız ne gibi çalışmalar yapıyor? Diğer sendikalarla işbirliği yapmayı düşünüyor musunuz? Tüm sendikaları ortak bir platformda görebilecek miyiz?
Elif Çuhadar: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklikler ile kamu istihdamının daha esnek, daha güvencesiz ve performansa dayalı olarak yeniden yapılandırılması planlanıyor. Mevcut 657 sayılı DMK’nın güvenceli istihdam sağladığını söylemek mümkün değil. Hükümet halka değil, kendisine hizmet edecek “itaatkar memur” yaratmak istiyor. Bu saldırıya karşı biz ilkesel olarak her zaman ortak tepki gösterilmesini, birleşik bir mücadele yürütülmesi gerektiğini geçmişten bu yana söylüyoruz. Her ne kadar bu sorun bütün sendikaları ilgilendiriyor gibi görünse de özellikle hükümete yakın sendikaların birleşik mücadelenin oluşması açısından önemli bir engel olduğunu görmek gerekiyor. Hükümete yapılan her eleştiriyi kendilerine yapılmış sanan bir “yandaş sendikacılık” olgusu ile karşı karşıyayız. İktidarın değil, emekçilerin çıkarları için hareket eden her sendika ile ortak hareket edebiliriz. 
Defne Canberk: Türkiye’de yaşanan olayların ardından, farklı üniversitelerden 611 profesör, doçent ve yardımcı doçent bir bildiri yayınladı. Akabinde de akademisyenler yargılandı ve açığa alındı. Sendikanızın bu bildiri hakkındaki tutumu ne oldu?
Elif Çuhadar: Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi olan demokrasi ve Kürt sorunu konusunda bugüne kadar sayısız bildiri yayınlandı. Birçoğunda yaşanan sorunlarda siyasal sorumluluğu bulunan hükümetler eleştirildi. Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi tarafından açıklanan bildirinin iktidar tarafından büyük bir öfke ile karşılanması, üniversitelerde tehdit, baskı ve işten çıkarmaların yaşanması mevcut rejimin karakterini anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Eğitim Sen, şiddet içermediği sürece her türlü düşüncenin özgürce konuşulup, tartışılması gerektiğini düşünmektedir. Şiddet içermeyen, şiddet çağrısı yapmayan her fikir özgürce ifade edilebilmeli, bu fikri beyan edenler hakkında “cadı avı” başlatılmamalıdır. Siyasi iktidarın barış için akademisyenlere gösterdiği tepkinin şiddetine baktığımızda, kendilerine biat etmeyen, her söylediklerini alkışlamayan herkesin “terörist” olarak damgalandığını görüyoruz. Ülke öyle bir hale geldi ki barış isteyeler cezalandırılırken, savaş ve ölüm çığlıkları atanlar ödüllendiriliyor. Türkiye’nin bu çıkmazdan bir an önce çıkması gerekiyor. Aksi takdirde bu çatışma ve kutuplaştırma politikalarının bedelini toplum olarak çok ağır ödemek zorunda kalacağız. 
Defne Canberk: 10 Ekim'de DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış Mitingi düzenlendi. Fakat yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında iki büyük patlama gerçekleşti. Çok sayıda insan patlama sebebiyle hayatını kaybetti. Bu patlama ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Elif Çuhadar: 10 Ekim katliamı Türkiye’de bugüne kadar görülmüş en vahşi, en acımasız katliamlardan birisidir. Bu katliamda aralarında sendikamızın üye ve yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda mücadele arkadaşımızı kaybettik. Ankara katliamını yapanları ve onların bu katliamı yapmalarına yardımcı olanları bir kez daha lanetliyoruz. Katliamı yapanların kimlikleri ve örgütleri ortaya çıkmasına rağmen, bu tür katliamları kendi siyasal çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen siyasi iktidarın Ankara katliamı karşısındaki tutumu sözün bittiği yeri göstermektedir. Miting düzenleyicilerinin katliama tepki olarak 12-13 Ekim tarihlerinde almış olduğu “iş bırakma” kararı nedeniyle binlerce üyemiz hakkında soruşturma başlatılmış, bazılarına cezalar verilmiştir. Ankara katliamını yapanları ve arkasındaki güçleri ortaya çıkarması gerekenler, katilleri değil, katliamı lanetleyenleri hedef olarak belirlemiş ve soruşturmalarla ve cezalarla kimlerin safında yer aldıklarını bir kez daha göstermiştir.