Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Aileler Artık Çocuklara "Ne Yapıyorsan Yap Ama İyi Yap" Diyor

2016-10-02 04:21:47

Derse girmemeleri, nöbet tutmamaları, kendilerine ait odalarının olması ve idarenin verebileceği görevlendirmelerden muaf olmaları gibi nedenlerle başka branş öğretmenleri tarafından hep kıskanılan, ne yaptıkları ve okuldaki işlevleri diğer öğretmenler tarafından genellikle eksik ve yanlış bilinen, bana göre bir okulun temel direği olan “rehber öğretmeni” konuştuk bu hafta odamızda Sevil Öney ile. Ha, bir de hepimizin sıkça duyduğu Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive rahatsızlığını da sordum uzman yakalamışken. Buyrunuz…
Sevil Öney Kimdir?
1998 yılında ODTÜ Psikolojik Danışma ve rehberlik bölümünden mezun olmuştur. Uzun süre özel bir eğitim kurumunda psikolojik danışman olarak çalışmıştır. Psikodrama Temel Aşama, Psikanalizden Psikodinamik Terapilere, Projektif Testler eğitimlerinin yanı sıra psikanaliz derneklerince düzenlenen eğitim ve sempozyumlara katılmıştır. Çeşitli dergilerde yazıları ve çevirileri yayınlanmıştır. Ayrıca Bilgi Üniversitesi Yayınları ve Psike İstanbul ortaklığıyla yayınlanan David Rosenfeld’in Ruh, Zihin ve Psikanalist kitabının çevirisini yapmıştır. Uygulamalı Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisansına devam etmektedir.
Defne Canberk: Rehber öğretmen kimdir, okulda neler yapar?
Sevil Öney: Özel eğitim kurumlarında iki yıl ergenlerle, 13 yıl anasınıfı ve ilkokul düzeyinde psikolojik danışman olarak çalıştıktan sonra geçtiğimiz yıl okuldan ayrıldım. Bu sırada yüksek lisansa, aynı zamanda süpervizyon eşliğinde bir danışmanlık merkezinde çalışmaya başladım. İstersen önce psikolojik danışman kimdir, okulda neler yapar sorusunun cevabıyla başlayayım. Psikolojik danışmanlar üniversitelerin Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümlerinden mezun olurlar. Ayrıca psikoloji bölümü mezunları da eğitim formasyonuna sahip olduklarında okullarda Psikolojik Danışmanlık servislerinde çalışabilirler. Bildiğim kadarıyla Amerika’da bir okulda çalışabilmeniz için yüksek lisans düzeyinde eğitim almış olmanız gerekiyor. Bizde böyle bir gereklilik yok, lisans düzeyi yeterli oluyor, hatta felsefe bölümü mezunları da rehber öğretmen olarak okullarda çalışabiliyorlar. Bu arada ben rehber öğretmen yerine psikolojik danışman demeyi tercih ediyorum, çünkü her ne kadar okul ortamında çalışıyor olsak da öğretmenlerden farklı bir yönümüz, yaklaşımımız olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii koşullar el verdiğince. Birçok okul bu tarz bir konum ya da duruştan rahatsız oluyor, psikolojik danışmandan beklentisi rehberlik düzeyinde kalıyor. Bürokratik engeller nedeniyle bu anlayışla savaşmak, ya da bu anlayışı yıkmak çok zor olabiliyor. Örneğin ortaöğretim ya da lise döneminde psikolojik danışmanları disiplin kurulunda yer almaya zorlayan kurumlar var. Benim çalıştığım kurumda biz şanslıydık bu düzeyde çalışan arkadaşlarım kurulda öğrencilerin arkasında oturarak yer alıyorlardı mesela ve yorum yapmıyorlardı. Bu bile çocuklar için güven verici bir yaklaşım oluyordu. Psikolojik Danışmanların okuldaki rolünü tanımlayacak olursa genel olarak öğrencilerle, ailelerle, öğretmenlerle öğrencilerin duygusal, sosyal, davranış ve akademik gelişimleriyle ilgili olarak çalışmaktır diyebiliriz. Bu çalışmalar öğrenci, veli, öğretmen görüşmelerini, bireysel tanıma tekniklerini, öğrencilerin sosyal, duygusal, akademik ve gelişim takiplerini, gözlemleri kapsar. Aslında bütün bu çalışmalarda amaç öncelikle önleyiciliktir. 
Defne Canberk: Bir rehber öğretmen bir öğrencinin danışmanlık alıp almaması gerektigini nasıl anlar? Hangi noktadan sonra rehber öğretmen de dışarıdan desteğe ihtiyaç duyar?
Sevil Öney: Bazı durumlarda problemler okulda ele alınamayak kadar karmaşık olabilir bu noktada psikolojik danışman aileye bir uzman yardımı almalarını önerebilir. Bu konu önemli olduğu için benim çalıştığım kurumda bir prosedür geliştirmiştik. Öğrenci herhangi bir alanda problem yaşadığında öncelikle rehberlik servisi ve öğretmen işbirliği yaparak sorunu birlikte ele almaya çalışıyorduk. Bu sırada öğretmen aile ile görüşerek problemle ilgili bilgi veriyordu. Gerekirse aileyi psikolojik danışmana yönlendiriyordu. Eğer gerekli olursa psikolojik danışmanlar öğrenciyle sorunu anlamaya ve tanımlamaya yönelik çalışmalar ve gözlemler yapıyordu. Sonraki süreçte öğrenciden izin alınarak bu çalışmayla ilgili değerlendirmeler aile ile paylaşılıyordu. İlk görüşmede aile talep etmedikçe yönlendirme yapmıyorduk. Güven ilişkisinin kurulmuş olması önemliydi. Bir süre öğrenciyle ilgili takip yapıldıktan sonra herhangi bir gelişme olmazsa veya sorunun boyutu değişirse aile ile bir görüşme yaparak bir uzman yardımı almalarını öneriyorduk. Tabii bu noktada farklı problemler yaşanabiliyordu. Bazen aile uzman yardımı almak konusunda direnç geliştirebiliyordu, aileyle çatışma yaşanabiliyordu. Okulda psikolojik danışman etik kaygılarla ve sınırlılıkları dolayısıyla derin bir ruhsal çalışma yapamadığı için öğrenci sıkıntı yaşamaya devam ediyordu ya da aileyle okul arasındaki ilişki kesintiye uğrayabiliyordu. 
Defne Canberk: Veliler sana en çok hangi konuyu danışmak için geliyor? En sık dinlediğin sorun ne?
Sevil Öney: Aileler bana en çok çocuklarıyla iletişim, sınır koyma, duygusal ve akademik gelişimleri konusunda bilgi almak için geliyorlardı. Bizim kuşak hem okulda hem aile içinde katı bir pedegojik yaklaşımdan geçtiği için biraz yaralıdır. Bu yüzden aileler özellikle sınır koyma konusunda çok problem yaşıyorlar. Bu çocuk için çok kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu noktada okulun net çerçevesiyle çocuğa iyi gelen bir yanı olduğunu düşünüyorum. Ben neredeyse bütün görüşmelerimde her ne kadar bireysel farklılıklara göre yaşansa da çocuğun hangi gelişim düzeyinde olduğunu, bu yaşta neler beklememiz gerektiğini anlatırdım. Bu çocuk açısından da çok önemli, çünkü artık bir çok aile çocuklarından onun gerçekleştirebileceğinden fazlasını bekliyor. Bu çocuk için gerçekten ağır bir yük. Görüşlerini çok benimsediğim bir çocuk psikanalisti, Dolto, bu durumu şöyle tanımlıyordu. Aileler artık çocuklarına “İstediğin her şeyi yapabilirsin, ama en iyi şekilde yapmalısın.” mesajını veriyorlar. Sahiden de durum böyle, bunun nereye gideceğini ben de merak ediyorum doğrusu. Bizim anne baba eğitimi konusunda acil bir erken müdahele programına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İdeali hamilelikle başlayan bir süreç olurdu. 
Defne Canberk: Peki öğrencilerle konuştuğunda evde ebeveynleriyle ilgili en çok neden şikayet ediyorlar?
Sevil Öney: Benim çalıştığım yaş grubu küçük olduğu için çoğunlukla problemlerini sözel olarak dillendirmekte zorlanıyorlardı. Ben onları daha çok çizim testleri ya da oyun aracılığıyla anlamaya çalışıyordum. Oyun çocuğun serbest çağrışımı bir nevi, çocuğun dile dökemediğini anlamamıza yardımcı olur. Örneğin; bazen akademik problem yaşayan bir çocuğun zihni, zihinsel işlevlerini kullanamayacak kadar meşgul olabilir. İç dünyasında yaşadığı çatışmalar veya kaygılar dönüştürülemezse bazen ketlenmeye neden olurlar ve çocuk enerjisini öğretim hayatına aktaramaz. Burada çocuğun iç dünyasını ve çatışmalarını çocuk için anlamlandırmak faydalı olabilir. Çocuk oyun yoluyla ya da projektif testler aracılığıyla, yani resimler yaparak, hikayeler anlatarak, iç dünyasının meşgul olduğu şeyleri sembolize eder. Ben genelde kaygılı olduklarını, ya da sınırlar, akademik gelişim, okula uyum gibi konularda zorluk yaşadıklarını gözlemliyordum. 
Defne Canberk: Son dönemlerde çocuklarda sürekli ve artarak karşımıza cıkan "dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu" diye bir rahatsızlık var. Bu rahatsızlığın nasıl tedavi edileceği konusunda uzmanlar da veliler de ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı ilaçla tedaviyi desteklerken, önemli bir kısım da ilaca kesinlikle karşı çıkıyor. Sen D.E.H.A. hakkında ne düşünüyorsun? Hangi aşamadan sonra ilaç tedavisi gerekli sence?
Sevil Öney: Genel anlamıyla duramama ya da sakinleşememe durumudur. Aslında biri beni durdursun gibi bir durum gözlemleriz. Hiperaktif çocuk onu tutup, sakinleştirecek, güven verici bir nesneye ihtiyaç duyar. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde bazı belirtiler gözlemlense de genellikle çocuk okula başladıktan sonra tanı konulur. Bu hem çocuk, hem aile için oldukça zorlayıcı bir durumdur, çünkü yaşanan zorluklara yenileri eklenir. Tedavi konusunda farklı yaklaşımlar vardır. İlaç tedavisi psikiyatristlerin karar vereceği bir durum. Hiperaktivite çocuğun ruhsallığı hakkında da bize bilgi verir. Aslında bir semptomdur, bu semptomun altında yatan dinamikleri anlamak, ve o dinamiklerle ilgili çocukla ve aileyle ruhsal bir çalışma yapmak önemlidir.