Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Eğer Kumbağ’a ya da Şarköye gidiyorsanız, yolunuz mutlaka Tekirdağ’ın sahil mahallesi Altınova’dan geçecektir. Altınova’dan geçerken de mutlaka Erdi abi’nin kahvesine uğrayın ve o güzel çayından için. Çaydan daha çok Erdi abinin tatlı sohbetine katılın. Görün bakın gününüz nasıl da şenlenecek. Ünyeliler Kıraathanesi’ni kime sorsanız gösterecektir. Bu kahveye kadın erkek, herkes gidip çayını kahvesini içebiliyor. Biz de Tekirdağ’daki mahalle komşumuz, canımız ciğerimiz, neşeli abimizle biraz sohbet ettik kahvede. Size de şimdiden afiyet olsun.

Röportaj ve Fotoğraflar: Yasemin Özdemir

Erdi BayrakTekirdağ, Kasım 2016

Yasemin: Erdi Abi soyadın neydi?

Erdi Bayrak: Ergin Bayrak.

Yasemin: Ergin mi?

Erdi Bayrak: Ergin Bayrak benim adım?

Yasemin: E ama Erdi abi diyoruz sana?

Erdi Bayrak: Şimdi borçlu olduklarıma adımı Erdi diye veriyorum, alacaklı olduklarıma Ergin diye veriyorum. İki isim taşıyorum. (Bütün kahve gülüyoruz)

Yasemin: Ben sana yine Erdi abi diyeceğim ama. Erdi nereden çıktı peki?

Erdi Bayrak: Tamam Erdi de. Adım Ergin ama Erdi diyorlar işte ne yapalım?

Yasemin: Erdi abi sen aslında Karadenizlisin ama Tekirdağ’da çok güzel bir kahve işletiyorsun. Trakya’ya gelip kahve açmak nasıl oldu?

Erdi Bayrak: Evet Karadenizliyim. 27 sene kamyonculuk yaptım. En son bu Tekirdağ’a geldim, tuğla çekmeye başladım. İstanbul’a tuğla götürüyordum. Orada bir kaza yaptım. Adamlar çok misafirperverlermiş, ayağımı yere bastırmadan beni aldılar bir yere hapsettiler. Kazayı kasıtlı yapmışım gibi. “Arabaya niye vurdun?” dediler. “Yahu bir kazadır oldu” dedik. Beni orada iki üç saat alıkoydular, polis geldi de kurtardı beni oradan. Bu olaydan sonra dedim “Allah’ım bu kamyondan benim rızkımı kes!”. Geldim Tekirdağ’ına (YÖ: Çoktan Trakyalı olmuş Erdi abi. Trakya’da Tekirdağ’dan sonra gelen ekler Tekirdağ’a değil, Tekirdağ’ına şeklinde söylenir. Aynen onun kullandığı dille aktarıyorum.) Amcamın arabasına müşteri çıkmış, amcam arabaya 4 milyar para istiyor. Onun arabanın modeli benimkinden daha düşük, benimki yüksek. Dedim adama “alıcı mısın, tut elimi” tuttu elimi. “Vermeyeni de almayanı da” dedim. 2.5 milyara kendi arabamı verdim. Amcam dedi “ne diyorsun?”. Amcama dedim ki “istiyorsan ver parayı, arabayı sen al, ben yapmayacağım bu işi”. Adama arabayı sattım, eve geldim koç kestim, mevlit okuttum kurtuldum diye. Ondan sonra geziyorum, iş güç yok. O sırada babam, şu an kahvenin de bulunduğu yerin inşaatını başlattı.

Aynı zamanlarda bir arkadaşa ev tutacağız, bir ev görmeye gittik 8 bin lira ev kirası, 8 bin lira da emlakçı istiyor. Dedim bu iş iyiymiş. Babamın yaptığı inşaatın bir bölümünü çevirdim kontrplakla, üç dört tane de telefon getirdim, İstanbul Topkapı’dan bir masa sandalye aldım, koydum, oldum burada emlakçı. Oradan işi ilerlettim, dedim bir de kahve açalım. Bizim inşaatın giriş katına da kahveyi açtık, oldum kahveci. E ne yapalım, yaşlandık, şoförlük yapmıyoruz, işte böyle geçinip gidiyoruz.

Ünyeliler KıraathanesiYasemin: Baban Tekirdağ’da mı oturuyordu?

Erdi Bayrak: Babam Almanya’daydı. Binanın kaba inşaatını yapmıştık ama.

Yasemin: Tekirdağ’a ilk gelişiniz nasıl oldu da inşaat yaptınız?

Erdi Bayrak: Tekirdağ’ına ilk gelişimiz şöyle oldu; ben İstanbul’a tuğla getirdim, İstanbul’dan bu tarafa bir yük aldım. Tekirdağ’ına geldim, dönüş yükü sordum, dediler tuğla yükü var. Gittim fabrikadan tuğla yükledim, baktım parası iyi. Yoğun da, günlük iş var. Burada yalnız çalıştım bir iki ay. Sonra dedim ki 5-6 aylığına çocukları getireyim. 5-6 ay kalır gideriz. O geliş! Geldik, burada kaldık. Çocuklar burada büyüdüler. Sonra babamlar geldiler. Biraderler ev aldılar buradan. Buraya yerleştik, olduk Tekirdağ’lı. 89 senesinde geldim buraya ben. Siz o zaman Çağdaş Sitesinde oturuyordunuz. Baban da gıda dağıtım işine yeni başlamıştı, onunla da o zaman tanıştık.

Bir gün babanla konuşuyoruz, dedi ki bana “ben daireyi satıyorum”. Şu an oturduğunuz evden bahsediyor, kahvenin üstündeki evden. “Niye satıyorsun, paraya ihtiyacın var mı?” dedim, “yoo, satacağım, başka yerden ev alacağım” dedi. “O daireyi satın almaya gelene küfür edeceğim” dedim. “Niye” dedi, “satamazsın kardeşim, ayrılamazsın bu mahalleden” dedim “sattırmıyorum”. “Yav sen bela mısın” dedi gitti. Annene demiş ki adam daireyi sattırmıyor, annen de “iyi yapıyor” demiş. Annen de istemiyordu burayı satmayı. Komşuluk kolay mı kazanılıyor, ben böyle komşuyu nereden bulacağım. Rahmetli babanla çok iyi dostluğumuz vardı.

Yasemin: Bu mahallede genelde herkes birbirini tanıyor, çok iyi komşuluk var.

Erdi Bayrak: E tabi yaa! Sizin sitede yaklaşık 70 daire var ama şimdi hepsi birbirinden koptu. Baban onları bir araya topluyordu, hepsine babalık yapıyordu. Baban öldükten sonra, Allah rahmet eylesin, site komple dağıldı. Şimdi eskisi gibi kimse kimseyi tanımıyor. Ben her zaman diyorum, sen ol, ablaların olsun, erkek kardeşin olsun, ben hayatta olduğum müddetçe kimsenin bir yanlışı olamaz size. Komşuluk böyle bir şey!

Yasemin: Ne zamandır kahveyi işletiyorsun Erdi abi?

Erdi Bayrak: 97’de açtım kahveyi. 97’ye kadar emlakçılık yaptım burada.

Yasemin: Kahveyi nasıl açtın?

Erdi Bayrak: Başka bir iş yapamadım işte, alışmışım kamyonculuğa. Hadi dedik burası boş, buraya da kahve yapalım. Öyle başladık. O zaman işçiler çoktu burada, güzel para kazanıyorduk. O da bitti.

Yasemin: Niye bitti?

Erdi Bayrak: Yok ya, çekilmiyor. Veresiye gidiyor. Kahvede veresiye olur mu?

Yasemin: Onu soracağım ben de.

Erdi Bayrak: Oluyor işte. Böyle kalın bir defter var bir görsen. Belki 20 milyar vardır.

Yasemin: Oooov!

Erdi Bayrak: Peşin paralılar başka yere gidiyor, veresiyeler bana geliyor.

Yasemin: Niye öyle? Buraya hep mahalleden konu komşu mu geliyor, kimler geliyor?

Erdi Bayrak: Mahalle gelmiyor buraya. Bir gün sizin siteye İstanbul’dan bayan misafirler gelmiş. Demişler biz aşağıdaki kahveye gideceğiz, okey oynayacağız. Dedim buyrun gelin, oynayın? Ne fark eder? Bir erkekle bayanın farkı yok. O gün de sizin sitenin eski yöneticisi görmüş, gitmiş demiş ki siteye “kahveye hep bayanlar geliyor”, sonra sizin sitenin müdavimlerini topladı götürdü yukarıdaki kahveye. Ondan beri gelmiyorlar. Şimdi taşındı o yönetici.

Yasemin: Yani erkekler, buraya kadınlar geliyor diye gelmiyorlar öyle mi?

Erdi Bayrak: Evet o sebeple gelmiyorlar. Yani bayanlar da misafir gelmişler İstanbul’dan. Gayet normal bir şey bu? Misafir de olmasalar,  üç dört tane bayan kahvede otursa ne olacak yani? Biz burada bayan erkek ayrımı yapmıyoruz.

Erdi BayrakYasemin: Kazancı düştü mü peki kahvenin bu sebeple?

Erdi Bayrak: İyi, yine çıkıyor yani bir şeyler. Kiramız yok ya, bir de doğal gaz yaptırdım buraya. Tüp parası da vermiyoruz, o yüzden de biraz daha karlı oldu. 500-600 lira elektrik faturası geliyordu, elektrikli ocak yakıyorduk. Şimdi doğalgazla 200-250 lira fatura geliyor. Yazın doğalgaz faturası 10-20 lira geliyor. Maliyeti düşürünce biraz kazanmaya başladık.

Yasemin: Bir de veresiyeleri alsan…

Erdi Bayrak: Onlar daha artık olmaz da… Ben şimdi burada emlakçılık yapıyorum. Mesela başka emlakçılar gibi değil; adam geliyor bir ev kiralıyor, bir ev kiralamak bugün 500 lira. Emlakçı da bir kira alıyor. Adam bana geliyor, boynunu büküyor. Diyorum “kardeşim ne kadar vermek istiyorsun?” “200 lira” diyor. “Tamam ver, bereket versin” diyorum. O gidiyor başka birini getiriyor. Ama öbür emlakçılar 500 liradan aşağı olmaz diyor. Parasız kalan bize geliyor, işsiz kalan geliyor, bir işi olan geliyor. Her şeyi yapıyoruz elimizden geldiğince.

Yasemin: Kahvede kaç kişi çalışıyor?

Erdi Bayrak: İki kişi. İkisi de ocakta. Sabah biri geliyor, öğlene kadar, sonra diğeri geliyor. Ben hesap kitap sormuyorum. Kasayı açıyorum, ne gelmiş, Allah ne vermiş; 10 lira! Önce işçilerin parasını veriyorum günlük, geriye kalanı da ben alıyorum. Çalmışlar etmişler benim hiç umurumda değil, benden bir şey gitmiyor. Bazı kahveciler şeker bile sayıyor. Ben hayatta yapmam o işi.

Yasemin: Senin gönlün zengin! Burada çalışanların kazancı nasıl?

Erdi Bayrak: Emekliler çalışıyor burada. 45-50 lira yevmiye alıyorlar. Ayda 1.5 milyar yapar. Öyle geçinip gidiyorlar. Dediğim gibi öğlene kadar biri duruyor, öğleden sonra diğeri duruyor.

Yasemin: Kahvecilik karlı bir iş mi, kahve açmak istiyorum diyen hiç düşünmeden bu işe girmeli mi?

Erdi Bayrak: Yok yok yok! Hiç yapılacak iş değil. Şşştt garson, bir çay ver be! Birer çay daha içelim röportaj yaparken. Şimdi kahvecilikte müşteriye bir kere çayı vermeye gidersin, sonra boşu almaya gidersin, sonra bir de parayı almaya gidersin, yani bir adama 3-4 sefer gidersin. Vereceği 75 kuruş para. Bir de hava yapar sana. Yav sana bir hizmet yapılıyor, evde hanımın yapmaz bu hizmeti. Kahveci sana çayını getiriyor, kül tablanı döküyor, boşu alıyor. Ama ne yapalım, şimdi kahve olmasa ben burada duramam, canım sıkılır, giderim sağa sola gezmeye. Şimdi 24 saat buradayım. Ben olmasam sarhoşlar giriyor içeriye. Burada bir odun var gördün mü? O odunu sarhoşlar gördü mü kaçıyorlar. Yandaki birahanenin önünde kavga çıkıyor, bu tarafa geçmiyorlar.

O sırada çaycı geliyor. Erdi abi; “Kel hoş geldin. Kızımız dedi ki Kel Amcanın çayı çok güzelmiş, birer tane daha verirse içeriz. Sen şimdi meşhur olacaksın, Yeşilçam’a girdin sen, Erol Taş’ın yerine alacaklar seni” diye çaycıya takılıyor ve yine kahve eşrafıyla beraber kahkahalara boğuluyoruz.