Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bay Frank'in bu haftaki konuğu finans sektörünün güvenilir isimlerinden, plazaların absürd insanı Overmind. İyi okumalar…

Bay Frank: Sen nasıl bir çocukluk yaşadın ya? Ben direkt çocukluğuna inelim diyorum. Yoksa bu tweetlerinin başka açıklaması olamaz. Kesin çocukluğunda bir şeyler yaşadın?

Overmind: Ben de herkes gibi Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğdum. Henüz 40 günlükken babama “bu şehirde yaşanmaz, trafik leş, sokaklar güvensiz, çocuğumu burada yetiştirmek istemiyorum” deyip, annemin kucağında Ege'de bi kasabaya yerleşmek için Manisa Soma'ya beyin göçü gerçekleştirmişim. Ama yanlışlıkla sahil yerine kömür diyarı denk gelmiş bize. Sene 1984, o zamanlar Soma'nın nüfusu -50 falan daha. Ben 40 günlük olduğum için tam hatırlamıyorum ama annemin söylediğine hemen uyum sağlamışım Soma'ya. Hiç öyle menajeri aklını çelen Brezilyalı futbolcuların eşleri gibi kapris yapmamışım. Rahmetli babamın hayatı İstanbul'da geçmiş, 80'de devrim yapamayınca 20'li yaşlarda memur olmuş. O sırada anneme âşık. Düzenli olarak yılda 1 kere anneme evlenme teklif ediyor, annem de 5 yıl boyunca düzenli olarak kabul etmiyor. Sonra annem bi gün darlanıp, beni bu menşından çıkarın diye bağırıp babamla evleniyor. Deli gibi aşık oluyorlar. Sonrası 26 yıllık acayip bi aşk hikâyesi abi! Neyse bizim sitede yaşayanların tamamına yakını 80'lerde siyasi olarak yıpranmış abiler, ablalar. Geneli Ankara, İstanbul, İzmirli solcu genç mühendislerden oluşan, ormanın ortasında her yere uzak bi lojman ortamı. Komün gibi bi yapı var, her şey ortak ve dibine kadar her şey paylaşılıyor! Komşunun arabasıyla pazara gidiliyor, kapılar hep açık. Sen TV izlerken Necla teyze gelip yoğurt alıp gidiyor. Anahtarlar kapılarda, Şükriye Teyze'de herkesin yedek anahtarı var. Akşam nerede oynayıp yorulduysan, orada birinin evinde uyuyorsun. Nerede uyandığın belli değil, akşam evi arayıp “çocuklar bizde” diye haber veriyorlar ailene sadece. Kardeşin gibi arkadaşların var ki hala hepsiyle sürekli görüşüyoruz. Şu an anlatınca Mr. Hook kamera arkası gibi geliyor kulağa. Para falan geçmiyor sitede. Kolayla 1 çay bardağı leblebi alıp cebine koyuyorsun, kimse para sormuyor. Babanın maaşından kesiliyor, para diye bir mefhum yok 18 yaşımıza kadar. Bolluk yok, taşrada memur ortamı neticede ama “yokluk gördük, feleğin çemberinden geçtik” demek de şımarıklığın daniskası olur. Sonsuz bi güven ve huzur ortamında mevcudiyetimizi sürdürüyoruz işte. Okul sitenin içinde, komşu teyze dersine giriyor. Olimpik açık havuz var beleş, kreş, tenis kortu, lokal, tenis sahası… Öyle tuhaf manyak bir sosyal devlet ortamı işte! Güzeldi 80'ler ve 90'ların ilk yarısı, bizim hayatımızın lale devriydi. Reel olarak maddiyat ile bağımız çok geç. Gelişmemişti o yüzden. Bir tek 5 Nisan 1994'te Çiller'in kemer sıkma politikalarından sonra babam akşamüstü eve gelip “bir süre tasarruf yapıcaz” dediğinde kardeşimle arka odaya gidip biraz üzülmüştük, bi daha asla sucuk göremicez diye.

Bay Frank: Sucuk göremeyecek olman beni çok üzdü dostum :(

Overmind: İnsanlık tarihi acılarla dolu bir tarihtir dostum…

Bay Frank: Sen bankacısın ama hiç bankacı gibi değilsin?

Overmind: Para ile ilişkimiz bu kadar gelişmemişken 2002'de yanlışlıkla Ege İktisat'ı kazandım. Bilgi Reklamcılık burslu, tek tercih yapacakken, babam “İzmir’i de yaz! Yakın, hem haftasonları gelirsin” deyince kırmamak için üste onu yazdım. Nasılsa puanı yüksek derken o sene puanlar düştü gittim orayı kazandım. Okurken hiç bankacı olmak gibi bi niyetim yoktu takım elbise giymem ben diye… Altta punk şort, kafada rastayla dolaşıp, Bornova barlarında serserilik, bazen de garsonluk yapıyorum… Tam bi kültür mozaiğiydim! Bir de sonradan ortam görmenin getirdiği açlıkla sapıtıyorum işte. Aslında astronot olup uzaya gidemeyeceğimi son sınıfta ekonometriden kalınca kabullendim. Daha önce 7 yaşımdayken babamdan uzun süre teleskop istedikten sonra bir haftasonu çarşıya teleskop almaya gidip karpuz alıp dönmüştük. O gün astronot olamayacağımı anlamam lazımdı ama teleskoptan sonra “org alalım istersen?” diyince piyanist şantör olucam diye baya ürküp karpuza razı olmuştum. O yüzden kafam biraz karışıktı gerçekleri göremedim. Neyse ekonometri başlı başına bela! Allah ekonometrinin belasını versin! Keza istatistiğin de!... Ama en çok İngilizce ekonometrinin belasını versin! 2007'de mezun olacağım yaz, dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden birinin Prag ofisi için kabul aldım. Gece gündüz Prag'da ev falan bakıyorum, bir yandan çalışma izni için evrakları hazırlıyorum. O sırada ekonometriden yaz okuluna kaldım. Bunlar önce bana sorun değil bekleriz dediler, götüm kalktı hemen şımardım. O sırada ben yelken yapıyorum İzmir'de yaz okulunu beklerken. Dedem Kasımpaşa tersanesinde çalıştığı için denizcilik genetik olarak var bizde! Denizcilik var derken işte dedem tersanede paketleri, yükleri kolilermiş, Yüzme bilmediğinden suya yaklaşmadan tabii… İşini iyi yapan bir denizci olduğundan daha sonra Haydarpaşa Limanı'na tayini çıkmış, orda da kolileme ve paketleme işlerine devam etmiş. İşte tipik bi denizci, Barbaros Hayrettin ile Jack Sparrow arası bir şey skdjsldnsldj, Senin deden de çok iyi adamdı abi. Senle konuşunca konu otomatikman dedeye geldi abi. N’alakaysa? Senin böyle bi auran var!

Bay Frank: Benim dedem cidden çok iyi bir insandı!

Overmind: Eminim öyledir abi! Neyse bu Prag'taki firma yelkendeyken beni arayıp ulaşamamışlar da mail atmışlar, beklemişler, ben dönmemişim de pozisyonu acil doldurmaları gerekiyormuş, neyse başkasını almışlar 2 ay bekleyemeyeceklerinden! Bir sürü özür dilemişler. Ben o zaman Prag'ı bilmiyorum, “asıl ben rica ederim” dedim. Sonra Beşiktaş-Liverpool maçını izlemek için İstanbul'a geldim. Biri bana banka eleman alıyo, başvur dedi. Gittim 3-5 mülakata soktular, geçtim. Küt diye kendimi bankada buldum! O güne kadar sadece ayın 7'si olunca gece 12'de ATM'den öğrenim kredisi çekip bira almak için bankaya gitmiştim. Bankadan kabul aldığımda da sarhoştum. Telefonda “Maslak'ta başlayacaksınız” demişler, ben sonradan öğrendim bunu. O ara Taksim'de kalıyorum. İlk gün sabah Elmadağ'a gittim orası daha yakın diye… Maslak'a zaten gidemezdim, İstanbul'a yeni gelmişim Maslak'a nasıl gidebilirim? Daha kelime anlamını bile bilmiyorum. 9 yıldır da bankacıyım işte… Bence baya zevkli iş. Ya da ben keyifli hale getiriyorum bilmiyorum da şirketlerin portföylerini yönetiyorsun. Mali analiz, kredi, dış ticaret, yatırım, fon ıvır zıvır bir sürü finansal iş işte! Çok aşırı yoğun bi iş ama arada sigaraya çıkınca tivit de atıp, instagramdan fotoğraf beğenebiliyorum. Başka da kimse bu kadar para vermez zaten. Astronot olsam verirlerdi belki uzayda ama İstanbul'da zor. Akbilimi kaybetmezsem 10 sene daha yaparım. Araba veriyorlar da ben bireysel arabalanmaya karşıyım, sürmüyorum ısrarla. O yüzden Akbil mühim.

Bay Frank: 2 yıllık ilişkin bittikten sonra ertesi sabah Akbil bastığın tweetin hikayesi nedir?

overmindOvermind: Uzun yıllardır düzenli olarak her sabah Beşiktaş'tan Karaköy'e giden otobüslere biniyorum. Bazen ilk kez gördüğüm insanlara “Siz ilk kez mi biniyorsunuz? Otobüsümüz çok nezihtir, asıl klima açınca göreceksini” diye övesim bile geliyor, öyle özdeşleşmişiz artık kitleyle. 1 seneden fazla oldu, o sabah da otobüse bindim kim var kim yok bakmadan boş bi koltuğa oturdum öyle. Dolmabahçe'de gidiyoruz ufak ufak ama böyle bi eksiklik var. 1 gün önce kız arkadaşımla ayrılmıştık, yılbaşından hemen sonra. Öyle çok ilişki kovalayan, sevgilim olsun takıntısı olan biri olmadım hayatım boyunca. Dünyadaki varlığından, aldığı nefesten haberin olmayan bi insanla tanışıp seviyorsun, gelip küt diye hayatının merkezine giriyor, hiç tanımadığın biri canın ciğerin oluyor. Sonra 5 dk'lık konuşmayla bitiyor hepsi. Koltukta uyuyakalınca üzerini örttüğün insan bir anda yabancı oluyor. O an o tiviti atarken hissettiğim şey şuydu galiba: Bi sabah uyanıyorsun ve o insana bir anda “günaydın” bile diyemiyorsun! Biten her ilişki için böyle bu. Abi insan o an borcunu ödemeyen pezevenk arkadaşına bile "Telefonu açsana lan göt! Acil olmasa aramam!" diye mesaj atabilir ama o kadar sevmiş ve çok şey paylaşmış olduğun insana gözü kapalı maymun bile atamıyorsun! Çok ani bi kopuş! Bu ilişki çok ilginç biri. Bana o tiviti attıran da işte o anki bu birden yabancılaşmaydı. Marx'ın üretilen değere yabancılaşma teoremi gibi düşünebilirsin sldkfjldkfsldkjf! Nasıl bağladım ama sonunu? Hala entelektüel olarak yeterince derin bulmuyor musun beni?

Bay Frank: Seni entelektüel anlamda derin bulmuyorum dedim diye alındın mı cidden?

Overmind: Evet abi!

Bay Frank: Ciddiydim ama?

Overmind: Ha o zaman alınmıyorum asdfghjk!

Bay Frank: Hayatında verdiğin en iyi kararlar?

Overmind: 2005'te finaller bitmiş, bi öğlen içerken interrail yapalım geyiğini aradan çıkarmak için arkadaş “bu yaz interrail yapalım mutlaka” dedi. Kafamız iyi zaten, hadi yapalım lan diyip internetten bi aracı şirketi aradık, bilet almak istedik. Para istedi, sabah yollarız dedik. “Kesin gidiyoz olum” falan derken sızmışız. Sabah adam aradı, “parayı bekliyorum” diyor. Ben dedim “acaba bahis hesabına para mı yollayacaktık?”… O zaman bahise havale ile para yolluyosun, canlı yardımdan arıyorlar sürekli “para gelmedi” diye. Sonra bizim Can, “biz dün interrail bileti ayırtmışız” diyince “peki bu interrail ne lan tam olarak?” dedik. Parayı yolladık geldi biletler. Biz hemen haritadan gideceğimiz rotayı belirledik, 1 ay sonra da çıktık yola 4 kişi. Hayatımızın en sefil ama en güzel 30 günüydü! Epey saçma seyler yaşadık. Tamamına yakını sokaklarda, parklarda, kumsallarda uyku tulumlarında yatarak geçti. İstanbul'dan Amsterdam'a kadar! Floransa Güzel Sanatlar Üniversitesi bahçesinde uyurken festival vardı kampüste. Biz matları atıp yayıldık. Bize şarap getiriyorlar, içiyoruz, müzikler çalıyor, dans ediliyor tüm gün yürümüşüz, yorgunluktan yatıp zıbardık. Gece çişe kalktım, festival bitmiş kuytuda bi heykel dibine işedim. Sabah uyandık o heykelin başında halk ekmek gibi kuyruk var. Niye bekliyor bu insanlar diye sorduk, Da Vinci'nin ilk eserlerinden biri miymiş neymiş! İçimden özür diledim Da Vinci heykeline işediğim için! Ondan 1 gün önce de bir kilisenin gölgesinde gebermiş yatıyoruz. İnsanlar yine kuyruk, gittim birine niye bekliyorsunuz diye sordum, “içeriye giricez” dedi. “Ne ki bu?” dedim, “Sistine Şapeli” dedi. Entelektüel derinliğim olduğunu düşünüyorum, içgüdüsel olarak bulabiliyorum önemli eserleri. 100 mt karelik Lüksemburg'da kaybolan ilk insanlarız mesela? O güne kadar Lüksemburg'da kaybolan yok, zaten Kız Kulesi kadar ülke. Amsterdam'dayken evlilik programındaki Ata'nın uyuşturucudan öldüğü haberini görmüştük hostelde internette. Kapıyla konuşmuştum ben hemen olayın nasıl olduğunu öğrenmek için. Kapı bana dokunma dedi, bozuştuk biraz küstüm ben kapıyla. O sırada aniden ejdarhaya dönüşen minyon Koreli bi kız tarafından yutulup vefat ettim. İçindeyken “Lan bu eziyet ne zaman bitecek? Sağ salim dönelim artık!” diye düşünüyorsun sırtında 20 kiloluk çantayla… Buraya sığmayacak bir sürü olay yaşandı ama şu an düşününce enfes tecrübe oldu! Bi de Beşiktaş'ta sarhoşken Kaş'tan tarla aldık geçen sene. Kaş'a epeydir gidiyoruz, ilk gittiğimde dalışa başlamıştım sonrası alışkanlık oldu. Yaz kış çok seviyorum. Kafamız iyi, ben illa tutturdum “Kaş'tan yer alalım” diye… Zaten kuzenimle aklımızdaydı, o sırada da yanımda Kaş'ın yerlisi bi arkadaş vardı. Kafasını ütüledim bunun 3 saat. Sonra internetten bir ilan bulup gece 11'de tarla aldık. Çocuk emlakçı açacakmış, halasıyla babasının arsalarını satıyor. Bunların ailevi meselelerine daldık, kafamız da iyi, üzülüyoruz bir yandan. Kendini kanıtlayacakmış ailesine falan, bize anlatıyor 500 km uzaktan. O da içiyordu herhalde. “6 dönüm” dedi, tapuda 7.5 dönüm çıktı tarla. Hayatımda verdiğim en iyi karardır umarım. Kışın marangoz, yazın sarımsak baronu olmayı planlıyorum ileride.

Bay Frank: Pişmanlık duyduğun kararlar?

Overmind: Bir keresinde yine Beşiktaş'ta içerken kafa gitmiş, bir arkadaş “abi arsa alalım, projeler yapılacak, çok değerlenecek” falan dedi. Bu 6 sene önce oluyor. Yine böyle kafalar gitmiş, hiç hatırlamıyorum gece internetten krediye başvurmuşum. Hazır kredim varmış sabah bir uyandım mesajlarda “krediniz onaylanmıştır” diyor. Lan dedim ne kredisi bu? Sabah 9'da o bankayı aradım, 18 bin lira kredi çekmişim. Gönderdim satıcıya tapuyu falan aldım. 6 sene oldu daha görmedim arsayı. Polatlı'da almışım. Bir de en yakın denize 300 km anasını satayım! Geçen gece Sultan4vitesle otururken sordum ne zaman değerlenir diye, “lan senin arsa Polatlı bile değil, Şabanözü'nde! En az 40 sene su bile gelmez” dedi. Sarhoş olup Şabanözü'nden arsa almak da şov biraz! Keşke kredi hesaba geçince gidip komple dövme falan yaptırsaymışım. Arsa tapusu uyuşturucu gibi bağımlılık yapıyor insanda. Çok tehlikeli bir şey! Herkesin uzak durmasını öneririm. Polatlı'daki arsanın villa imarı var, MERAKLISINA satılık. Ama lütfen sadece ciddi alıcılar arasın! Daha kötüsü Erdek olayı var. 1998 ya da 99 yazında Erdek'e gittik Soma'dan kaçıp. O dönem ergenlik aksiyonu o kadar oluyo. Taşradan başka taşraya gidiyon gizlice. Kalsan alternatifin ya bilye oynamak ya da 10 erkek, sitenin tellerinden atlayıp çamlığa kaçıp Tan Gazetesi'ne bakıp mutlu olmak. Biz minibüsle Balıkesir'e oradan Erdek'e gittik. Orada akşam bir bara gittik, bar da kafe gibi bir şey ama bize göre bar işte. Big in Japan çalıyor, mor ışık var, yer yer çay bahçesi gibi ama 15 yaşında olmamız sebebi ile bar olması için asgari şartlar sağlanmış bize göre. Bizim bir arkadaş bir ara koşa koşa tuvaletten çıktı, çıkarken de “TUVALETE SIÇMIŞLAR!” diye bağırıyor. Biz içimizden “tuvalete sıçılır zaten?” diye iç geçirirken, bir yandan da mekânda fırtına öncesi sessizlik var. Bizim eleman “Sıçıp sifonu çekmemişler. Burada daha fazla duramam!” dedi. Biz yarım kalan sıcak biralarımızın ve tuzlu leblebilerimizin paralarını verip çıktık. Zaten boyumuza bakıp bira veren yeri zor bulmuşuz… Bi de ortam da hoştu. Yani ilk kez kız görmüştük hayatımızda, toplamda tam 7 saniye falan bakışmışsın orda kızlarla, 3 dk sonra bi arkadaşın “TUVALETE SIÇMIŞLAR!” diye bağırarak geliyor! Büyük talihsizlik gerçekten! Biz sabah saat 6-7 gibi aynı rotadan ilk minibüsle döneriz diye Erdek sahilde volta atıyoz, gece 2 olmuş. O sırada karşıdan siyah tişörtlü bizden daha kalabalık bir ekip geliyor. Her taşranın yerlisi pistir, bunu özellikle yazlık mekanlarda kavga edenler dayak yiyenler bilir. Abi bunlar bizim yanımıza gelip dediler ki; "TUVALETE SİZ Mİ SIÇTINIZ?" Daha cevap vermeden tokat salladılar. Biz 14-15 yaşındayız adamlar 20'li yaşlarda ve kalabalık.

Bay Frank: Tabii tabii hep kalabalik olurlar zaten.

Overmind: Ya valla kalabalıklardı. Biz ilk tokatlanmadan sonra dedik ki; YOK BİZ SIÇMADIK! Bunlar “BİZCE SİZ SIÇTINIZ!” diyip yine vurmaya başladılar. Biz bi direnelim diye birbirimize baktık ama dedik, net ağır dayak yeriz. Böyle teslimiyetçi olursak 2 tokat sallayıp giderler. O sırada o kadar teslimiyetçiyiz ki, birisi “tuvalete gircem Kuzey Kıbrıs'ı 15 dk tutar mısın?” dese 20. saniyesinde Yunanistan'a veririz! Öyle böyle bi teslimiyetçilik değil o anki… Abi bunlar üşenmedi bizi önce yan yana dizip İstiklal marşı söylettiler, güzel söyleyemeyeni bir daha dövdüler. Birbirimizle güreştirdiler, yenileni de dövdüler. Koşu yarışı yaptırdılar, “geri dönmezseniz arkadaşlarınızı döveriz” diyip geri koşanı da, bekleyeni de dövdüler. Ya insan bir yerden sonra sıkılır bırakır, adamlar bizi sabah 6'ya kadar dövdüler. Biz en son “ya biz minibüsü kaçırıcaz, bırakır mısınız artık?” diye rica ettik bıraktılar. Dedik “siz niye taktınız bu tuvalet olayına bu kadar?” diye…

Bay Frank: Ya asdfghjsdfgh o kadar dayak yedikten sonra mı nedenini sormak aklınıza geldi?

Overmind: İnan konuşmaya vaktimiz olmadı dayak yemekten! Neyse elemanlar orada çalışıyormuş, temizlemek zorunda kalmışlar. “Bir daha da SIÇMAYIN TUVALETE” dediler. Böyle Organize İşler’deki dayağın golf topu olmayanını yedik resmen. O gün bugündür o ekip komple evde bile salona sıçıyoruz hala tedbir olarak! Sdjsjlkfhskfjdj! Abi gerçekten hayatımda verdiğimiz en kötü karar o yaz Erdek'e gitmek olabilir. O tuvalete kim sıçtıysa onun Allah belasını versin şu an neredeyse!

overmindBay Frank: Sen tanıdığım en ciddi insan olabilirsin? Takipçilerin de senden ciddi şeyler duymak isteyecektir eminim.

Overmind: Aslında sadece mesai saatlerinde ciddi bir insanım. Para işi pis iş! Muhatap olduğun insanlar çoğunlukla ağır tipler. Finans işi hep disiplinli olman gereken bi alan, laubaliliği pek kaldırmaz. Çuvalla para kazandırdığın adam işler bir kez ters gittiğinde gününü zehir edebiliyor. Maalesef VEFA sadece bi bozacı adı. Bi de semt bi de takımı var, kaçıncı ligde bilmiyorum. Herhalde biraz o ortamdan kaçmanın rahatlığı, biraz da karakterim yüzünden internette ve dışarda tam ters şekilde aşırı rahatım. Pek kompleksim de yok, o yüzden kendimle de dalga geçiyorum, eğlenceli oluyor. Hayata ve insanlara dair söyleyebileceklerim var ama Papa mıyım ben abi? “Kim neyi tercih ediyorsa onu yaşasın, bana ne?” diyorum genellikle. Ben, “bana ne” demezsem, o “sen kimsin sana ne?” diyecek ve haklı. O yüzden öyle beylik laflar edip kimseye bir öneride bulunmak istemem ama mesele umut ise o konuda kimse umudunu yitirmez umarım. Haklı olarak son yıllarda çevremdeki herkeste bir kaybetmişlik hissi ve geleceğe dair umutsuzluk var. Bende de bazen bu hissin tavan yaptığı anlar oluyor, hemen otobüste yanımdaki kızın simidinden dökülen susamları parmak ucumla bastırıp alıp yiyiyorum. O da kurtarmazsa hemen tivitıra girip Ustad Vanü Ega'nın profil fotoğrafına bakıyorum, direkt gülesim geliyor. Turgut Özal n’alaka ya? “Umutsuzluk boş adam işi, bonboşşşş!” diyorum. Baktım o da kurtarmıyor, hemen gözlerimi yumup google earth'de zoom out yapıp uzaya doğru çıkıyorum, güneş sistemi, samanyolu galaksisini geçip andromeda'ya kadar gidiyorum ve bakıp, “oha çok uzağa gelmişim!” diyip, kendi kendime “ulan şu an bi nokta bile değilsin, bu kadar büyütme hayatını” diye düşünüp, tekrar zoom in yaparak geri geliyorum. Ama 2 seferdir yanlışlıkla Beşiktaş yerine Google'ın kampüsüne iniyorum. Neşeli şarkılar dinlerim bir de hep. Misal Oasis- Don't Look Back in Anger'ın manyağıyım. Sözleri de melodisi de can simididir benim için 20 yıldır, buradan herkese hediye ediyorum. Hangi türü severseniz sevin müzik çok büyülü bir şey, insanın içindeki tüm çürümüş hisleri silip süpürüyor neyse o hisleriniz. Benim umudum 3-5 seneye bankadan tayin isteyip Kaş'a göç etmek. Aşık olup evlenirim belki orada. Hanım, çocuklar, atlar, oğlaklar, kediler, köpekler, keçiler, carettalar, tavşanlar, tavuklar, sarımsak tarlamız, Bremen Mızakacıları gibi takılır gideriz işte. Çalamıyorum ama olsun, evde 2 tane de mızıka var zaten. Arada Kaş Köy Akademisi'ne gidip oradaki çocuklarla oynarız. Keçiler müsait olursa çocukları onlara bırakıp hanımla festivallere gider, tekneyle tura çıkarız. Tekneyi kimin kullanacağını hayal edemedim şu an. Aksilik, bende kaptanlık ehliyeti yok. Neyse tekne de olmadığından kaptan çok sorun değil. Güney Amerika, Karayipler, İskandinavya, İzlanda, Uzakdoğu, Afrika ve Alaska'ya gideriz. Hayal ne güzel bi şey bak? Metrobüsle gider gibi dünyayı geziyoruz şu an! Gerçeklerse resmen kontra atağa kalkmışken olmayan pozisyonda ofsayt çalıp seni durduran kel bir yan hakem adeta! Neyse, oyna devam; Serengeti'deki büyük göçü izlemeden, bi penguenle tokalaşmadan, yağmur ormanlarında kaybolmadan, Glastonbury veya Sziget festivalinde kusmadan, bi uçaktan paraşütle atlamadan, Kızıldeniz'de dalış yapmadan ya da ne bileyim kuzey ışıklarını izlemeden ölmek istemem. Umarım hanım kaybolmaz oralarda. Neyse seyahat sigortası vardı en azından. Ölürken bu konularda fikrim alınırsa sevinirim. Alınmaz, küt diye ölürsem de dedene çökelek falan götürebilirim abi? İstersen, tereyağını ayrı kaba koy biz orda karıştırırız çökeleğe. Bir de teleskop alırım bak kesin. Teleskop içimde ukde kaldı, teleskop şart! Kaş'ta çok yıldız var, gökyüzü buradaki gibi değil. İstanbul'un gökyüzü dandik biraz… Merter'de tezgah altı atölyede üretilmiş 2 çizgili adisas gibi ışıltılı, hiçbi şey görünmüyor. Bunların belki de hiçbiri gerçek olmayacak. Hatta şu an rasyonel bi bakış açısıyla yaklaşırsan, bunların gerçekleşmemesine iddia'da 1.02 falan verilir. Ama umut etmezsem olmayacağı kesin, bu şekilde bir ihtimali yaşatıyorum en azından. Keriz umudu LOL. Umudunu yaşatmak için hayal kurmak lazım. Çocukçaysa çocukça, olguncaysa olgunca fark etmez! Günün sonunda sahneye çağırmayacaklar, kimse mükemmeli ya da toplumda arzulanan, hep kazanan kişiyi oynamak zorunda değil. Sıradan insan olmakta bir sorun yok. Toplumsal veya başkalarının şahsi beklentilerini karşılayamamak kimseyi değersiz yapmaz, sen hayatından memnunsan sorun yok. Herkesin kendince bütçesi ve şartları var tabi ama hayattan umudu kesmek, daha parlak bir geleceğimiz olması için didinip ağır bedeller ödemiş herkese ihanet olur.

Bay Frank: Oha son cümlen çok duygulandırdı beni.

Overmind: Sen ciddi misin?

Bay Frank: Evet gözlerim doldu baksana. Neyse ben ağlarken hesabı öde de kalkalım.

Overmind: Başıma böyle bir şey geleceğini tahmin etmiştim! O yüzden boş taksi fişi getirdim.