Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Onu uzuuun tefrikalarından tanıyor Twitter camiası...Frank bu hafta Kurbağa Kral'ı konuk etti.

kurbaga kralFrank: Başkanım hoşgeldin öncelikle ama bu pp'deki insan sen değilsin haberin olsun.

Kurbaga Kral: Yok benim de alnım normalde biraz daha parlaktır benim... Burada parlaklığı çıkmamış... Ondan ben gibi gelmemiş olabilir sana... Yoksa gayet benim o...

Frank: Şöyle dikkatli bakınca uygun açıyı yakaladım ve sen olduğundan emin oldum şimdi tamamdır. Ya bu arada senin tefrikalarını kimse okumuyor haberin olsun abi. Herkes okudum demek için fav'lıyor ama bana dm'den yazıyorlar okumadıklarını.

Kurbaga Kral: Sıralı tam listeyi alabilirsem memnun olurum Frankcığım... :)) Şaka bir yana okunup okunmaması çok umurumda değil... Ben yazmak istiyorum ve yazıyorum. Her gün tebliğci gibi ahkam kesmek ya da her gün esprili bilmem ne twiti atmak bana göre değil sanırım. Sosyal medya denen mecraya ya kafa boşaltmak, sevdiğin insanlarla iki kelam konuşmak, geyik çevirmek ya da ne haldeler, ne yaparlar diye haber almak için giriyorum ben. Niye olmadığım biri gibi davranayım dedim bir gün. Diğer türlüsü için zaten yine yazmıştım "ruh pornosu" diye. Evinde durup otururken Şahin K.'lığa soyunmaya da gerek yok. Ha bir de ben sevdiğimiz şeyleri biraz da bizdeki hikayeleri nedeniyle sevdiğimizi düşünüyorum. Ben de sevdiğim bir şeyleri uzun uzun, zevkini çıkara çıkara daha güzeli milleti darlaya darlaya anlatıyorum. Eğlenceli oluyor öylesi. Sizi bilmem ama ben çok eğleniyorum. Millet 1000. twitin capsini atıp "N'oluyo abi?" diye sorunca gülmekten yerlere yatıyorum. Ne olacak? Elinin körü oluyor. Kafa boşaltıyorum işte, daha ne olsun. Günlük hay huy ve göndemden kaçmak isteyen de buyursun birilerinin anlattığı bu hikayelerden birini alsın okusun işte. Ay dur ben bu mevzuyu tefrika yapayım bir ara... Yoksa burada hemen bir tefrika mı eylesek... Dur tamam kaçma gel valla eylemiyeceğim, tamam...

Frank: Hahahahaha. Ruh orospusu dedin az önce. Onu biraz daha açmanı isteyeceğim abi. Sanırım benden bahsediyorsun onun için açman lazım, cevabını beğenmezsem bu kısmı yayınlamam şimdiden söyleyeyim.

Kurbaga Kral: Ruh orospuluğu değil Frankcığım ruh pornosu o... Sanırım ben tefrika deyince kaçarken iyi duyamadın. Gerçi o da uydu diyeceğim ama farklı yahu. Orospuluğu biz hafif meşrep bir hal olarak görüyoruz ama tüm toplumların her daim ihtiyacı olmuş orospuluğa. O yüzden dünyadaki ilk meslek. Porno ise teşhirci ve içinde gerçek hayattan kopuk bir senaryosu var. Yani teşhir edilen de aslında gerçek değil. Orospu için teşhir ürünü satıncaya kadar kullanılan vitrin gibidir. Satıştan sonra ise teşhir sadece parayı bastıranındır. Porno da ise teşhirin kendisi ürün. Sosyal medya o yüzden porno gibi. Herkes bir rol biçiyor kendine. O rol kimisinde kendi gerçeğine yakın kimisinde gerçekle hiç bir alakası yok. Bunun üzerinden başlıyor yazmaya. Orada üstüne giydiği gömleğe göre artık. Trol ya da anonim de olmasına gerek yok. Gerçek gibi görünen isimler, karakterler filan. Asıl sorun herkes orada performans sanatçısı gibi davranıyor. Herkeste beni sevin hali var. Hatta ben seni sevmiyorum ama yine de sen beni sev, bana inan, beni teyit et durumu var. Bu olmazsa da seni linç bile ederim, çünkü bu benim sanal dünyam ve beni sevmeyenin burada yeri yok! Çılgınca! Ben işin bu halini sevmiyorum zaten. Sanal egoların sanal yaşamlarının teşhir savaşı o. Bok gibi bir şey yani! Benim sevdiğim sanal karakteri varsa bile gerçek yaşamından izleri çok olan, aklı fikri yerinde, zeki ve paylaşmaktan çekinmeyen insanlarla bir arada olabilmek. Adam ya da kadın günün ortasında zart diye sana bilmem neredeki resmi atıyor ortaya. Hiç aklında yokken, bir anda günün değişiyor. Biri yıllardır aklına bile gelmemiş bir kitaptan ya da şiirden bir şey yazıyor/anlatıyor kel alaka bir yerde iyi geliyor. Bazısı da sevdiğin şarkı paylaşıyor mesela. Diyorsun ki "Ulan benim kafada birileri daha var bu memlekette bir yerlerde". İyi geliyor öylesi. Yani demem o ki ruh pornosu mevzusu orospuluktan ziyade pezevenklikle ilgili. Performansı gösteren değil de yönetmen mevzusu...

Frank: Hahahahaha ezik linççi tayfa ya. Akbaba gibiler. Bir şey olsa da üşüşsek modundalar. Bu arada abi dediklerini anladım arada herkes beni sevsin vs diyerek bana da lafını sokmuşsun ama ben gene de yayınlayacağım merak etme.

Kurbaga Kral: Ahahahahaaa.... :)) Duyar mevzusu liberalizmin faşizmidir. Teşhirin en sakil hali! Daha kötüsü gerçekten duyarlılık gösterilmesi gereken mevzulara da o duyarlılığın gösterilmesinin önüne engel artık. Sen ölmeye yatmış adam yaşasın diyorsun, o oradan ama dağ keçileri ve sümbül bahçeleri diyor. Ruh pornosunun en sakili işte. Bir de tebliğciler var benzer. İkisi de aynı kafa. İlla o doğru, o biliyor. Hepsi için MFÖ yıllar önce şarkı yazmış zaten... Peki Peki Anladık... Hoş o şarkı Ayhan Sicimoğlu için yazılmıştır ama neyse...:)) Aman uzun mevzu bu. Hem hiç de umurumda değiller. Bu arada çaktırmadan sosyal medya sosyolojisi tezi filan mı yazıyoruz yahu... Dur pipo doldurayım...

Frank: Bir dakika ya, Peki Peki Anladık şarkısı Ayhan Sicimoğlu için mi yazilmis?

Kurbaga Kral: Evet... Eskiden Mazhar Alanson, Özkan Uğur ve Fuat Güner'in grubu var İpucu Beşlisi diye. O grupta Ayhan Sicimoğlu'da var... Hatta Türkiye'deki ilk video klip'i onlar çeker. Çeken de İzzet Öz bu arada... :)) Heyecanlı diye bir şarkı vardır MFÖ olarak da kaydettiler sonra ama asıl bu zamandan kalma şarkdır. Klibi ona çekiyorlar. YoueTube'da var bir seyret. Çok acaip kafalar gerçekten. Seyyal Taner'in arkasında çalıyorlar filan. 2 yıl birlikte müzik yapmışlar. Bildiğin funk grubudur yalnız. İşte orada artık ne olduysa sonra bu şarkıyı yazmışlar işte... Ahahahaaa... Ayhan Sicimoğlu bloklayacak ikimizi de.... :))

Frank: Hahahhahahaa. Ayhan Sicimoğlu'nun hastasıyım ya. Çok tatlı çok komik adam. Abi bu arada İyonyalılar çok iyi insanlardı ya.

Kurbaga Kral: Boşuna İzmirliyiz demiyoruz... :)) Felsefe, tarih, matematik ve geometri, müzik bizden doğmadır... Thales'in çocuklarıyız hepimiz...

Frank: Mısırlıların ve Babillilerin bilgileri üzerinde yükselen Thales ilk neden sudur diyerek felsefenin başlangıcını yapıyor evet ama ben kendimi Heraklit'in çocuğu olarak görüyorum abi. Çok seviyorum bu adamı tam bir deli. Gerçi Demokritos da tam bir alemci deli. Dikkat et bu delilerin hepsi bu topraklarda su içmiş abi.

Kurbaga Kral: Oooo... Hiç eksilmesin zenginliğiniz Efesliler... Eksilmesin ki alçaklığınız görülmesin... Yalnız bu topraklarda yaşayan adam normal akıllı kalabilir mi? Milattan önce de böyleymiş şimdi de böyle. Sadece zeka sorunu var tabii... Huysuz ve aksi felsefecileri severim ben. Diyojen, Socrates ve Aristotales'de öyle Kant ve Nietzsche'de. İşte onların ki ruh pornosu gibi değil bak. Öyle bütün ki senin benim kıt zekam o bütünlüğü anlamak yerine ver duyarı ver duyarı... :)) Felsefenin başlangıcının bir tacir tarafından olması ve Marks'ın Engels'i de felsefenin kaderi midir? Bak şimdi aklıma geldi. Yalnız düşünsene Kuşadası'na, Çeşme'ye gidip dolandığın sokaklar daha yokken, girdiğin o denize Herakleitos bedava giriyor ve sen şimdi aynı koyda lahmacuna 50 kağıt bayılıyorsun. Akıllı adam işi mi bu da akıllı uslu adam gelmiş olsun geçmişte de bu topraklara yahu... :)

Frank: Evet bence konuşmamızın dinamikleri Erkin Koray'a götürüyor bizi. Kafalar fena abi hala güldürüyor beni hahahaha

Kurbaga Kral: Bak Erkin Koray çok acaip adamdır. Bunların Cannes'de Arda Uskan'la bir John Lennon hikayeleri var ki fena. Bunlar bitli piyade Cannes Film Festivali'ne gidiyorlar beraber. John Lennon'la Yoko Ono'da orada. Kısa filmi var onları çektikleri. Onun gösterimi var diye gelmişler. Aynı oteldeler. Neyse, herkes tabii Lennon'un peşinde ama herif kimseyle görüşmüyor filan. Erkin Baba gidiyor bir şeyler diyor Lennon'un kulağına. Bunlar o geceyi Lennon'ların odada tamamlıyor sabah beraber kahvaltı yapıyorlar falan. Ahahahaha... Çok acaip adam çok. Bak Erkin Koray, Cem Karaca ve Barış Manço es kaza İngiltere'de doğsaydı büyük yıldız olurlardı. Öyle böyle değil. Çok anlattım ama okumamışsındır diye şimdi yakalamışken bir anımı anlatayım bu mevzuyla alakalı. Kaçma dur kısa anlatacağım merak etme...

Üniversitenin 2.yılında Eryaman'da ev tuttuk arkadaşlarla. Ekibin ikisi de dilci. Bunların bölüme değişim öğrencisi gelmiş İngiltere'den bize getirdiler elemanı. Standart alkol, müzik, muhabbet filan. Herif sizin ülkede ne müzik yapılır deyince biz sırayla Erkin, Cem Karaca, Barış Manço, Selda, 3 Hürel filan dayadık herife. Adam en sonunda ya bu adamlar bizde olsa ortalık yıkılırdı. Nasıl bir şey bu oldu. Erkin, Selda ve Cem Karaca'ya bayıldı herif. Bizde ise hep bir şu bu durumu var. Yok Erkin şarkılarını arap radyolarından çaldı, yok aman Selda söyle, yok aman Cem Karaca ülkeye niye geldi vs.vs. Bu adamlar büyük müzisyenler. Türkiye'de rock müzik Barış Manço ve Erkin Koray ile başlar zaten. Öncesi var bir kaç grup Durul Gence'ler filan ama asıl damar onlar. Adamları pamuğa sarmalayıp saklamamız gerekirken.... Neyse yaw... Sinirleniyorum ben bu muhabbette sonra. Erkin'in Elektronik Türküler'i gibi albüm yapacak varsa hodri meydan... Yoksa bi susun bi zahmet. Ha tabii şu elektrikli sazı icad etmeyeydi iyidi tabii... Hani Neşet Baba'nın elinde güzel de limonata kuru pastalı düğünde dıngır dıngır kafa ütülüyor şimdi...

Frank: Anneme İngiltere ve Amerika'dan farklı gruplar dinletip hangisinin İngiliz hangisinin Amerikalı grup olduğunu tahmin etmesini istedim. Bunu yaparken de sadece İngiltere'nin ve Amerika'nın iklimlerini hayal etmesinin yeterli olacağını söyledim ve kadın sektirmeden hepsini doğru tahmin etti.

Kurbaga Kral: Yalnız anne hem gerçek bir 60'lar 70'ler kadınıymış hem de ne sağlam kulağı varmış. Sen demek ki babaya çekmişsin Frank... :)) Şu röportaj öncesi bu kadar titiz ön çalışma yapmış olman ve anneni bile bunun için feda etmen de gözümden kaçmadı değil. Walla helal olsun... Şaka bir yana biraz dikkatli dinledin mi özellikle 60'lar ve 70'lerin sonlarına kadar bu ayrımı net anlayabiliyorsun gerçekten. Sonuçta mevzu rock müzikse onun da en temeli siyahi kölelerin blues müziği. Yani bizdeki türkülere denk geliyor bir açıdan. Türkü derken daha çok alevi değişlerini, lazca türküleri, Kürt ve Türkmen ya da Ermeni ağıtlarını filan düşün ama. Bir de ABD'de tarım işçisi beyazların kendi halk müzikleri var ama orası çorba gibi. Çünkü Almanı, İtalyanı, İrlandalısı, İngilizi, Fransızı, İspanyolu filan bin çeşit milletten adam gelmiş o dönem ülkeye. Hepsinin farklı halk şarkıları var beraberinde getirdiği. Bonjo, keman vs. ile çalıyorlar. İçinde İrlanda müziği var, Polka var, İspanyol flamenkosu var, İskoç ezgileri var vs. Bunlar da bizim Ege, Trakya, Akdeniz hatta İç Anadolu ve biraz yine Karadeniz ve D.Anadolu türküleri gibi. Bu bölgeler çok göç almış her milletten insanın yaşadığı yerler. Tıpkı 19. yy ABD'si gibi. Bizde de saz hep var ama yanında kimi yerde tulum, kimi yerde sipsi, kimi yerde davul/zurna var. Neyse. O yüzden ABD'liler için bu müzik zaten kendi müziklerinden devşirdikleri yeni bir şey. İngilizler'in ise durumu çok farklı. Onlar el kadar adada sömürdükleri milletlerden gelen bir avuç insan ve Galliler, İskoçlar ve Bretonlar filan olarak yaşıyor. Sınıf ayrımı net. Mavi kanlar, burjuva zenginler ve buharlı makineler ve madenlerde canları çıkan işçiler. Adamın gün boyu tek duyduğu ses buharlı makinenin daha sonra da bildiğimiz anlamda makinenin çark ve piston vurma sesleri. O yüzden bu adamlar siyahilerin blues müziğini duyunca o gamları kendi kafalarına pistonla vura vura işlenmiş ritmi ekliyorlar ve bambaşka bir şey çıkıyor ortaya. O yüzden İngiliz müziği daha şehirli, daha sert bir müziktir. 60'larda 70'lerde çıkan grupların hepsi Manchester, Liverpool gibi liman ve sanayi şehirlerinden ve Londra metropolünden çıkar. ABD'de ise çıkanları çoğu daha kırsaldır. İster siyahi ister beyaz olsun köye/kasabaya daha yakındır. Bu yüzden İngilizlerin müziği daha satirik, daha net ve yeniliğe daha açıktır. ABD'lilerin ise izlediği bir rota vardır. İşte Woodie Guthrie ile Bo Didley, Chuck Berry vs. üzerine Bob Dylan, Byrds çıkar. Onları Jefferson Airplane vs. takip eder. İşte o zamanla Creedence'a oradan Bruce Springsteen'e evrilir. Ancak hepsi bir hayat ağacının dalları gibi büyür. İngiliz müziğinde ise adamın biri çıkar önceki gruplardan bir şeyi alır üstüne bambaşka bir şey koyar ve yeni bir tür yaratır filan. Ha tabii öyle olunca ABD'deki grupları filan çok etkiler İngilizler. Zaten İngiliz İstilası diyorlar bu döneme. 80'lere kadar sürer. Sonuç? Bizde Ruhi Su'ların, Cem Karaca'ların filan açtığı yol nasıl 80'lerde arabeske evrilip Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur filan durumuna geldiyse rock'da da aynısı olur işte. Köyle şehir karıştığı zaman olan şey olur kasabalı arabesk bir şey çıkar ortaya. İşte ondan öncesini dinlettiysen anneye o hangisi daha şehirli hangisi daha gelenekçi tondan, ritmden filan hissetmiştir. Yine de ellerinden öperim yanlız kendisinin... Valla onun kulak gerçekten terazi gibiymiş yine de... Velhasılı kelam biz nasıl türkü başlayınca söz bile olmasa sazın çalınışından, tempondan bilan Erzurum, Muğla, Ankara, Trabzon, Mardin, Kars diyebiliyorsak bu da öyle işte. İngiliz zıpırlığı ABD'de konservatifliğini her daim döver bu arada... :))

sesli tefrikaFrank: Abi işte bana bunlarla gel. Ben bunları yayınlamayıp flood mu yapsam ya hahahahahaha. Neden radyo programında anlatmıyorsun abi böyle şeyler çok daha iyi olmaz mı?

Kurbaga Kral:  Hayat kötü müzik dinlemek için çok kısa! radyodinlemekicinbir.site  Biraz önce röportaj öncesi çalışma mevzusunda seni övdüydüm ya... Hah, geri aldım onları. Ya insan hiç mi dinlemez benim programı yahu... :)) 24 programdır ben bu tür hikayeler anlatıyorum http://www.radyodinlemekicinbir.site  de. Tam da yaptığım yukarıdaki muhabbetin benzeri ama müziklisi. Aslında twitter'da yaptığımın devamı o program. Twitter'da da bir mevzuyu alıp anlatırken o mevzuyla alakalı şarkıları ya da o dönemki ruhu yansıtan şarkıları filan linklerim ya aynı hesap. Rock dünyasında hikayeden bol bir şey yok. Bir şarkı dinliyorsun o an ne diyor anlamıyor geçiyorsun ama aslında bambaşka ve çok acaip bir hikayeyi anlatıyor. İşte ben o hikayeleri anlatıyorum orada. Ha ne zorun var da anlatıyorsun diyebilirsin. Benim kuşağım plak değil ama plakçı kuşağı. Yani biz ilk kez ciddi ciddi müzik dinlemeye başladığımızda bizim ana müzik dinleme mecramız kasetti. Gider boş kaset alır, o kasetleri plakçıya verir sonra kaseti alıp dinlerken de şarkı listesini, çalanları filan kaset kapağına yazardık filan. Şimdiki gibi internete, müziğe, şarkı sözlerine hele hele notalara filan ulaşmak büyük olaydı. Ya o plakçı abiler bize anlatırdı ne nedir diye, ya da biz her yurtdışına çıkandan dergi vs. ister, eski kitapçılarda bir şeyler bulmak mevzusuna darı arayan tavuk misali dolaşırdık. Şimdi ise her şey bir tık uzaklığında ama bakan yok. Albüm alan insan zaten kalmadı da hadi dinlediğin şarkının bari evveliyatı ne, kimden esinlenmiş, ne demek istemiş filan merak etmeli bence insan. Çünkü öyle olduğundan sadece tüketmez yarın öbür gün bir şeyler üretmebilirsin o mevzudan ilham alarak. sadece müzik vs. için demiyorum bunu edebiyat, resim, aklına ne gelirse.

O yüzden sallama değil gerçek hikaye anlatanları seviyorum. Hikayenin kurgu olması da önemli değil. Önemli olan hikaye bittiğinde sende bir şeyler bırakması. Bende sırf o kasetlerin üzerine şarkıları ve çalanları yazma merakından toplaya toplaya özellikle rock müzik konusunda böyle hikaye var. Ben de bu hikayeleri hani muhabbetin başında dediğim o "ruh pornosu"dan azade olabilmek için kullanmaya başladım işte. Sonra bizim radyodinlemekiçinbirsite  radyosunu kuran Andaç bir gün DM'den "Abi bunları radyoda yapmayı düşünür müsün?" diye sordu. Ben de "Bir deneyelim" dedim. Çarşamba günü konuştuk aynı haftanın sonu 3 Aralık C.tesi gecesi ben programa başladım. 24 program bitti. En az 15 farklı hikaye anlattım. Bazıları bir programa sığmadı 2 program oldu. Hatta Dio'yu 3 programda anlattım filan. Eskiden bir tek ben, Andaç ve Barış program yapıyorduk. Şimdi P.tesi, Salı, Çarşamba ve Cumartesi günleri 6 canlı program var radyoda. Hepsi de birbirinden kıymetli programlar. Rock FM dağılınca Dinçer Tuğmaner'in blues programı, Okan abinin Gitarist'i, Sezen Aladağ'ın Long Play'i geldi. C.tesi sırf progresif rock çalınan Solaris var ki bence dünyada eşi benzeri yok programın. Curcuna diye balkan müziği programı var filan. Kimse de 5 kuruş para kazanmıyor. eşek kadar adamlar/kadınlar hepimiz yeni yetme ortaokulda yeni müzik grubu kurmuş bebelerin heyecanıyla saatlerce liste filan hazırlayıp ciddi ciddi program yapıyoruz... Çünkü insanların sadece inançları, görüşlerini paylaşması ile kimsenin bir yere gitme ihtimali yok. O işler daha 60'ların sonunda bitti. Liberal rezillik rüzgarı siyaseti de, ekonomiyi de, aklına ne gelirse hepsini tarihini akışından ve toplumdan kopardı. Ancak, zaman, mekan, tarihi durum ve o dönemki sosyal hayatı ile çarpıtmadan anlatılan hikayeler ile bir yere gitme şansımız var sadece. Yoksa duyar kasıcılar, tebliğciler, çok bilenler, goygoycular filan arasında kendi fasit dairemizde dönüp duracağız ve sırf zaman ilerledi diye ilerliyor zannedeceğiz kendimizi. Ben sosyal medyada da bunu yapıyorum, radyoda da. Bildiğim yerden hikaye anlatıyorum. İsteyen okur, isteyen istediği kadarını alır. Bir kişi de çıkıp oradan dinlediği ya da okuduğundan yeni bir şey yaratabilirse kalanı hikaye. Ha bunu da amaç edindim filan diye demedim, yanlış anlaşılmasın. Ben hep okumaktan sıkılıp şu "ruh pornosu"nda oyuncu/yapımcı olmak istemeyip illa bir şey yazayım isteyince bulduğum bir yöntem. Böyle büyük hayaller filan kurmadım hiç. Şimdi duyanı edeni oldu diye bari bir boka yarayacaksa yarasın diyorum hepsi bu... Neyse... Ne diyordum ben ya... Of... Karıştı... Dinleyin işte anacım... Ben her Cumartersi saat 22:00'de başlarım radyodinlemekicinbirsite'  de. Bitiş saati 01:30 diyoruz ama daha 02:45'den önce biten program yok... Ahahahaha... Çenem düşük na'payım... Bak düştü yine.. :))

Frank: Aynen abi allah eşine çocuğuna sabır versin. Burada bitirelim böyle pat diye. Artık böyle pat diye bitireceğim röportajları, geçen hafta da öyle yaptım, uyar mı sana? Kalp krizi gibi pat ve the end misali.

Kurbaga Kral: Uyar uyar... Neden uymasın... Serum filan lazımsa halledelim şuradan hemen bak... Benim çene düştü mü bende fiks hizmettir... Dur hesabı ödeyeyim de geleyim de...

Frank: Hesabı ödeyeceksen konuşmaya devam edebilirdik abi dur ben birkaç sipariş daha vereyim hahahaha