Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bay Frank'ın bu haftaki konuğu sinema eleştirmeni Gözde Özen... Gözde Özen sinemayla ilişkisini bir aşk olarak tanımlıyor... İyi Pazarlar, keyifli okumalar...

Bay Frank: Sanırım beni sinema aşığı yapan sahne çocukken izlediğim Bisiklet    Hırsızları'nın sonunda babasını bisiklet çalarken gören Bruno'nun bakışları ve babasını linçten kurtarışıydı. Senin aşkın nasıl başladı? 

Gözde Özen: Beni sinema aşığı yapan sahne, daha doğrusu sahneler ise E.T. filmindeki o tatlı çocukların uzaylı arkadaşlarını ölümden kurtardığı ve birlikte mutlu mesut oynadıkları sahneler sanırım. Babamın elime çocuk yaşımda tutuşturduğu romanlar sayesinde sinemadan önce bilimkurgu edebiyatına aşık olmuştum ben. Uzunca bir süre boyunca da bilimkurgu ve sinema aşkım el ele gitti diyebiliriz. İnanmayacaksın ama gerçekten de tüm çocukluğumu ve ergenliğimi astronot olma ve uzaya gitme hayalleriyle geçirdim ve aklım yetene kadar da bu hayalimden vazgeçmedim. Sonra aklım yetmeye başlayınca sözelci olup hayallerimi ancak sinema sayesinde yaşayabilmeye başladım.

Bay Frank: Ya ben sinema aşığıyım. Kendimi bildim bileli sinema kitapları okup elime geçen her filmi izliyorum ve bunu üniversitede sinema okumamama bağlıyorum. Sinema tarihine baktığımızda da yönetmenlerin çoğu sinema okumamış. Bu işin okulu yok diyebilir miyiz? Sen okudun mu? 

Gözde ÖzenGözde Özen: Ben sinema okumadım. Edebiyat mezunuyum. İşim hep okumak ve yazmak oldu evet ama özel olarak sinema üzerine okumalar yaptım, kuramsal olarak çalıştım diyemem. Teknik dallar bir yana yönetmen, oyuncu, senarist vs. olabilmek için illa da bunların okulunu okumak gerekli değil diye düşünüyorum. Her şeyin temelinde senin de dediğin gibi sinemaya aşık olmak var. Çok sevmek, çok izlemek var. Şimdilerde (birçok sebepten dolayı) bu alışkanlığımız değişmiş olmasına rağmen sinemaya gitme eyleminin büyüsü var. Hayatım boyunca kendimi en mutlu hissettiğim anların çoğu sinemaya gitme eylemiyle bağlantılı. O salona girip koltuğuna oturmak, ışıkların sönmesi, kocaman perdede beliren yüzler, sesler, hikâyelerin içine girmek…dünyayı birkaç saatliğine olsa da unutup başka yerlerde, başka hayatlarda, başka insanlara dönüşmek. Sonrasında Yusuf Atılgan’ın harika bir şekilde tanımlamış olduğu o “Sinemadan Çıkmış İnsan” a dönüşmek. Gerçek dünyayla yaşadığın o geçici uyuşmazlık hissi. Bunun büyüsü öyle güçlü, öyle güzel ki hangi okula gidersen git, hangi hocayı dinlersen dinle, hangi kitabı okursan oku aynı etkiyi yapamaz diye düşünüyorum naçizane. Bu işin okulu var elbet, okuyanı da var. Ancak mektepli de olsak alaylı da; işin temelinde hep aşk var.

Bay Frank: Sinema kalitesinde diziler çekiliyor artık. Sinemanın başlangıcından beri en önemli konularından biri olan Roma İmparatorluğu hakkında çekilmiş hiçbir film bence Rome dizisi kadar iyi olmadı. Çevremdeki insanlarda da film izlemekten çok dizi izleme alışkanlığı görüyorum. 

Gözde Özen: Yukarıda da dediğim gibi sinemayla ilgili alışkanlıklarımız değişti. Sinema, değişen teknolojiyle birlikte çok daha ulaşılabilir bir şey oldu artık. Filmleri sinema salonlarından evimizin salonlarına taşıyan imkanlara sahip olduk. Bu durum da sektörün hamlelerini de değiştirdi. Modern zaman insanları yaşadıkları hayatın zorluklarıyla boğuşurken “aman bir de sinemaya mı gideceğiz yahu” demeye başlayınca madem öyle sinema size gelsin dedi sektör de. Bunu da tek seferde tüketeceğimiz filmler şeklinde değil de bizi günlerce, haftalarca, hatta sezonlarca televizyonlarımızın, bilgisayarlarımızın karşısına mıhlayacak büyük bütçeli, oyunculu, yönetmenli dizilerle yapmaya başladı. Evden-işe, işten-eve yaşamak zorunda kaldığımız beyaz yakalı hayatlarımızdan bunaldıkça bu dizlere bağlanmaya başladık, bir nevi uyuşturucu bağımlılığı gibi. İşten eve koşarak dönerken “bu akşam en sevdiğim dizinin yeni bölümü var” diye heyecanlanıp, vuslata eren divane aşıklara dönüştük adeta. Sinemadan asla vazgeçmem ama ben de bir dizi bağımlısıyım. Haftanın her günü izlediğim bir dizim var. Sinemanın yerini asla tutmayacak olsa da sinema filmi kalitesinde çekilmiş onlarca dizi var. Bizimki gibi sinema kültürünün tam olarak yerleşmediği ülkeler için ne kadar iyi bir şey tartışılır elbette ama hepimiz öyle ya da böyle bağımlı olduk maalesef.

Bay Frank: İtalyan Yeni Gerçekçiliği mi? Fransız Yeni Dalgası mı?

Gözde Özen: Buna Fransız Yeni Dalgası diyeceğim. İtalyan üstatların önünde de saygıyla eğilirim elbet ama Godard’ın, Truffaut’un, Varda’nın yeri apayrı bende. Sanırım bu da babamın etkisiyle böyle oldu. Hem edebiyat hem de sinemada onun zevkleri, okudukları, izlediklerinden etkilendim. Babam çok saygın bir insan olduğu için Fransızcıydı, ben de onun izinden gittim. Bir de sanırım izlediğim ilk bilimkurgulardan birinin Godard’ın Alphaville’i olmasının bunda büyük etkisi var, gerisi çorap söküğü gibi geldi. 

Bay Frank: En sevdiğin 5 aktör ve 5 aktris?

Gözde Özen: Daniel Day Lewis, Ralp Fiennes, Gary Oldman, Geoffrey Rush ve Anthony Hopkins, Juliette Binoche, Cate Blanchett, Kate Winslet, Isabelle Huppert ve Kathy Bates

SinemaBay Frank: Sinema tarihinde en sevdiğin yönetmen? Nolur Orson Welles deyiver pleaseee

Gözde Özen: Diyemeyeceğim maalesef ☺ Gerçi bir isim de veremiyorum. Ödülü iki yönetmen arasında paylaştırsak oluyor mu? Benim için en bir çok sevgili yönetmen Alfred Hitchcock. Ama Stanley Kubrick de demezsem eksik kalır diye düşünüyorum. Ne Hitchcock’tan ne de Kubrick’ten vazgeçemem; ikisi de saygınlıkta birbiriyle yarışır, birinden vazgeçsem diğeri alınır.

Bay Frank: Son 20 yılda en sevdiğin yönetmen? Nolur Paul Thomas Anderson deyiver pleaseee

Gözde Özen: Seni mi kıracağım Frank’ciğim yahu ☺ Son 20 yılda en sevdiğim yönetmen Paul Thomas Anderson. Ayrıca, son 20 yılda en sevdiğim yönetmen (ler) Quentin Tarantino, Wes Anderson, Pedro Almodovar, Michael Haneke, Martin Scorsese, Coen biraderler, David Fincher… ve aslında en sevdiğim ve yeni film çeksin diye yolunu en hasretle gözlediğim canımın içi Denis Villeneuve.

Bay Frank: Filmlerini izlerken kendinden bir şeyler bulduğun işte bu adam benim ruhumu çözümlemiş dediğin yönetmen? Bak buna Kieslowski diyeceğinden eminim.

Gözde Özen: Bak bu konuda haklısın işte. Buna Kieslowski diyeceğim. Twitter’da sabitlenmiş twitimde de belirttiğim gibi Mavi’nin Julie’sinin kanayan eliyim. Hayatımda en çok yer etmiş, en sevdiğim, en etkilendiğim film Kieslowski beyin Mavi filmi. Veronique’in İkili Yaşamı’nı da pas geçmeyelim elbette. Ve bence dünyanın en güzel aşk filmi olan Aşk Üzerine Kısa Bir Film’i de (Krótki film o miłości) unutmayalım.

Bay Frank: Hazır senden bahsetmişken, sürekli neşeli olmana bayılıyorum bu mükemmel bir şey. Çocuklarının yüzüne bile yansıyor bu enerjin. Sen çok değerli bir insansın belli ki saygın bir aileden geliyorsun. Saygın mısınız?

Gözde Özen: Sürekli neşeli miyim bilmiyorum. Genelde neşeliyim evet ama sürekli değil. Zaten içinde bulunduğumuz ahval ve şerait içinde bu pek de mümkün değil. Herkes kadar oynatmaya az kaldı doktorum nerede durumundayım. Bununla başa çıkma yöntemim de madem öyle oynatalım Uğur’cum demek oldu son zamanlarda. Çocuklarımızı savaş, yokluk, mutsuzluk, umutsuzluk yüklü bir dünyaya getirdik maalesef. Ama tam da böyle olduğu için mutsuzluğa ve umutsuzluğa geçit vermemek zorundayız. Onların yüzündeki gülücükler benim gülücüğüm oluyor, ben güldükçe onlar da gülüyor. Ayakta kalmanın, her şeye rağmen hayata tutunabilmenin yolu bu oldu uzun zamandır benim için. Çoğumuz için de böyledir eminim. Madem yaptık bu çocukları onları mutlu edip, onlarla birlikte mutlu yaşamak zorundayız. Bunu da her şeye ve herkese rağmen neşemizi çaldırmayarak yapacağız. Her şeyimizi aldınız, neşemizi vermiyoruz ulan! diyerek.

Kendimden değerli bir insan olarak bahsetmem saçma olur, değerli görüyorsan o senin güzelliğindir diye düşünüyorum. Çekirdek bir ailem var, tek çocuğum, sevgi dolu bir ortamda yetiştim. Ne kadar şanslıyım ki eğitime önem veren özgürlükçü bir evde büyüdüm. “Sana miras olarak hanlar, hamamlar bırakamayacağım ama bu kitapları bırakacağım.” deyip kocaman kitaplığını göstermişti babam ben küçükken. Evet, düşününce saygın bir aileden geliyorum diyebilirim. Dedem de saygındır çok, seninki kadar olmasa da… İleride bir gün benim çocuklarım da benden böyle bahseder umarım.