Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bay Frank'ın bu haftaki konuğu Gökhan Yücel. Reklamcı, Anadolu rock tutkunu ve çiçeği burnunda hikâyeci- çizgi romancı... Keyifli okumalar, tatlı pazarlar...

Frank: Hoşgeldin dostum. Yoğun bir döneminde zaman ayırdın. Yoğunsun ama keyif aldığın işleri yapıyor gibisin. Seni tanımayanlara yaptığın işlerden bahsedebilir misin biraz.
Gökhan Yücel: Elimden geldiğince keyif almaya çalışıyorum diyelim :) Ben aslında reklamla uğraşıyorum. Küçük bir ajansımız var, burada enteresan işler, fikirler hayata geçirmeye çalışıyoruz. Böyle çok reklam gibi olmayan reklam nasıl yapılabilir gibi bir derdimiz var. Bunun dışında değişik alanlarda işler üretmeye çalışıyorum fırsat yaratabildikçe. 3 yıldır devam eden Anatolian Rock Revival Project var mesela, 1980 öncesi memlekette üretilmiş rock parçaları daha geniş kitlelere ulaşsın diye çabalıyoruz. Bir yandan da hikayecilik ve çizgi romancılık için çalışıyorum ama oralarda çok yolun başındayım diyebiliriz.
Frank: Reklam gibi olmayan reklam nasıl oluyor? Birkaç örnek verebilir misin?
Gökhan YücelGökhan Yücel: Aslında genişcene bir konu ama kabaca reklamı, tüketici açından 2 ana kategoride inceleyebiliriz: Zorunlu maruz kalınan reklam ve bir de gönüllü maruz kalınan reklam. İlki televizyonda gördüğün, zaten tüketici bakıyor diye 'ne koysak gider' diye düşünülmüş çalışmalar. İkincisi ise senin youtube'dan arayıp yeniden izlediğin, ya da tüketicinin maruz kalmakta mutluluk duyduğu, dolayısıyla başkalarıyla da paylaştığı reklamlar. Örneğin yemeksepeti için zamanında yaptığımız bir çalışma vardı. World of warcraft oyununun içinde bir karakterin karnı açtı. Bu karakteri de bizzat oynadık. Bir dwarf paladin'di. Oyunda farklı skill'ler var, bu karakterin sadece cooking skill'ini geliştirdik. Sonra da forumlardan, Türkiye'den oynayan oyuncuları bulup bu insanlara oyun içi yemekleri yollamaya başladık. Oyunun içinde posta kutularına gittiklerinde yemeksepeti'nden beleş yemek alıyorlardı. Bu arada yemek yapmak falan bayağı zaman oyunda, dolayısıyla insanlara bişeyler satmaya çalışmadan, hayatlarını kolaylaştıran bir uygulama hayata geçirmiş olduk. Bir süre sonra bu karakter kulaktan kulağa bayaa ünlü oldu. Projenin sonuna geldiğimizde, haftada 10.000 oyuncuya, oyun içinden yemek gönderiyorduk.
Frank: Bunları düşünürken Mad Men'deki Don Draper gibi elinde viski falan oluyordur umarım.
Gökhan Yücel: Yok ya, genelde çay, en iyi ihtimalle kahve oluyor :) Çizilen genel reklamcı imajına pek uygun değilim galiba.
Frank: Hahhaha. Olsun abi sen gene de viskili takım elbiseli fotoğraflar at instagram'a. Rock projenizden bahsederken 1980 öncesi üretilmiş şarkılar dedin. Türk rock'ında Dünya rock'ındaki gibi keskin bir çizgi var mı sence 80 öncesi ve sonrası gibi?
Gökhan Yücel: Türkiye'de rock müziğinin keskin bir bıçakla kesilmesi söz konusu 1980 yılında. Çünkü 12 Eylül darbesi nefes aldırmamış sanatçılara. Bir çoğu yurtdışına kaçmak zorunda kalmış, kaçmayanlar tutuklanmış. İnsanlar kaçınılmaz olarak sessize düşmüş. Bu kadar iyi gelişmekte olan bir müzikal kültürün bir anda durması çok üzücü tabii. 2 sebepten ötürü: birincisi kültürel anlamda sağlıklı bir ilerlemenin önü kesilmiş bu darbeyle, ikincisi de bizim gibi yeni kuşaklar bu müziklerin varlığından, tarihinden haberdar olamamış bu olaylar yüzünden. Bir darbede cahil bırakılmışız yani. burada teknoloji de çok önemli, 80'lerin başı artık kaset teknolojisine fullü geçmeye başladığımız dönem, dolayısıyla plaklarda olan bu müzikler pek kasetlere aktarılamamış. o yüzden de devamlılığı sağlanamamış, ne zaman ki youtube falan çıkıyor, o zaman insanlar evlerindeki eski plakları yüklemeye başlıyorlar, biz de bu şekilde haberdar oluyoruz zaten. Kendi müzikal kültürümüzün yaşaması, youtube sayesinde diyebiliriz kolaylıkla :)
Frank: Rönesansta antik Yunan felsefesine dönülmesi gibi eski rock şarkılarına dönüş oldu o dönemde. Çok güzel şarkılar var cidden. Kıyıda köşede kalmış şarkılardan hızlı bir liste yapabilir misin bize bu şarkılarla Pazar günümüzü dinleyerek geçirmemiz için.
Gökhan Yücel: Kaç şarkı olsun içinde?
Frank: Sana kalmış abi
Gökhan Yücel: Geliyor o zaman

Gurbet/ Özdemir Erdoğan

Kara Toprak/ TPAO Batman Orkestrası

Garip Çoban/ Moğollar

Bir Dost Bulamadım/ Mesut Aytunca ve Silüetleri

Babam Yazdı Ben Besteledim/ Grup Çığrışım

Bir Yağmur Masalı/ Hardal

Çayır Çimen Geze Geze/ Mavi Işıklar

Anlatamıyorum/ Peron

Ay Battı/ Fikret Kızılok ve Tehlikeli Madde

Dağlar Engel Oldu/ Alpay


Adımız Miskindir Bizim/ MFÖ

Yaz Gazeteci Yaz/ Selda Bağcan

Özlem/ Erkut Taçkın & Okan Dinçer ve Kontrastları

Frank: Ya ben bunları dinleyemeyeceğim ya. Eminim dinlersem "nereye gitti bu güzel insanlar?" diye bunalıma girerim.
Gökhan Yucel: Evet, o şekilde bakınca üzücü, ama bir şeyler yapmaya çalışanlar için de büyük cesaret verdiğini düşünüyorum. Özellikle bizimki gibi "bu ülkede iyi bişey yapılmıyo yeaaaa" söyleminin çok yaygın olduğu bir yerde böyle bir dönemin varlığından haberdar olmak çok önemli. Yapılmışı var yani. Bu arada normalde ben de bu müziklerin çok hayranı falan değildim. Yani zaten seviyordum da herkes dinlesin falan gibi bir motivasyonla başlamadım. Hatta hiç bilmiyordum desem yeridir. Çok geç keşfettim, "yazık lan, bu kadar guzel müziği bilmeden ömür geçirmişiz" diye başladı tüm olay.
Frank: Bu kültürden ben de çok rahatsızım. Sanırım biraz ben de bu kültürün parçasıyım. Türk edebiyatına 4-5 yazar dışında bir türlü ısınamadım.
Gökhan Yucel: Günümüzün hızlı tüketim döneminde özellikle edebi bişeylere odaklanıp incelemek eskisinden daha zor, ama yapmak lazım. Kolaycılık bizi ince ince bitiriyor zira.
Frank: Yok benimki öyle değil. Benim günde 3 saatim yolda geçiyor, o 3 saatte ve sonrasında da kitap okuyorum ortalama 4 saat. 4-5 yazar dışında Türk yazarlara yönelemedim demek istedim.
Gökhan Yücel: Bizden önceki kuşaklar nasıldı bilmiyorum ama bizim kuşağımız (ve sonraki kuşaklar) hep Amerikan kültürüne bakıp kendimizinkine burun kıvırarak büyüdü. Halbuki burada inanılmaz cevherler var, zaman ayırıp keşfetmek, keşfettiğini başkalarına öğretmek gerek. Başka türlü ilerlememiz mümkün değil!
Frank: Sanırım haklısın. Son olarak son dönemlerde seni müzik veya edebiyat alanında umutlandıran bir gelişme oldu mu?
Gökhan Yücel: Ben gelişme ya da gelişmemelerden bağımsız olarak hep umutlu bir kişiyim. Gidişat iyiyse iyi diye zaten seviniyorum, kötüyse de iyi şeylerin gelmesi için uygun atmosfer olduğunu düşünüp umutlanıyorum :)
Frank: 80 sonrası oluşturulan atmosfer neslin kalitesini ve ortaya konulan ürünlerin niteliğini azalttı diyebilir misin?
Gökhan Yücel: Tabii ki. geriye bakınca 80'lerde ülkenin üzerine çöken arabesk kültürüne kurulmamak elde değil. Darbe etkisi ve peşinden kurulan yeni sistemin sonuçlarını bugün halen almakta olduğumuzu da söyleyebiliriz bir yandan.
Frank: Teşekkürler sohbet için, eklemek istediğin bir şey var mı?
Gökhan Yücel: Bence kaliteli ve seviyeli bir sohbet oldu, her şeyi konuştuk gibi.
Frank: Bence de. Bir yere bağlamaya gerek yok zaten. İnsanlardaki bu bir yere bağlama takıntısını anlamıyorum.
Gökhan Yücel: Mesaj kaygısı da onun gibi bir şey, bırak açıkta kalsın işte. İsteyen bağlayabilir kafasında.