Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Babasultan DeringuruBay Frank'ın bu haftaki konuğu kâh dağlarda, kâh denizlerde dolaşarak zamanın hakkını vermeye çalışan Babasultan Deringuru! Babasultan Bay Frank aracılığıyla bizlere hayatın en damıtılmış sırlarını ulaştırıyor. Şimdi lütfen bir meditasyon müziği seçip gevşeyin... Gevşeyin... Gevşeyin... Gev...

Bay Frank: Başkanım hoşgeldin. Nasıldı dağlar?

Babasultan Deringuru: Başkanım hoşbuldum. Dağlar güzel, Dağlar Tengri'ye yakın olduğumuz yerler, şantiyeler de dağlarda. Demek ki şantiyelerde de Tengri'ye yakın olmamız gerekiyor ama durum öyle değil. Bu işte yolunda gitmeyen bir şey var ama ne, bilmiyorum. Baharda dağlar güzel olur kuşlar, ayılar, cümle hayvanat gezer. Şehirden bin kat daha iyi. Sen neler yaptın? Kaynanan iyidir inşeAllah?

Bay Frank: Bu aksam Ali Nazik yapacak.

Babasultan Deringuru: Oooo geliyorum!

Bay Frank: Gel abi gel cidden. Ya ne diyeceğim, senin dağlara olan tutkun kadar deniz tutkun da var. Ne zaman konuşsak ya yukarılarda ya da aşağılardasın. Sıfır rakımda yaşam belirtisi göstermiyorsun sanırım.

Babasultan Deringuru: Şantiyecilik yüzünden dağ bayır geziyorum. Yoksa zevk için dağa bayıra gitmişliğim bir elin parmaklarını okşamaz. Ama dalış öyle değil bak. Dalış dedin mi akan sular durur, takım taklavat kurulur! Aynı gün 500 km yol gidip iki dalış yapıp döndüğümü bilirim. Eskiden sadece dalar çıkardım balığa böceğe bakmaya, on yıldan fazladır su altı fotoğrafçılığı ile ilgileniyorum. Ödüllerim var, kitabım var falan. Artık hobi olmaktan çıktı. Yeterince bızıklarsan hobi sana sahip oluyor. Sen dalış yaptın mı başkan? Şahane bir duygudur, gerçekten söylüyorum bak. Kaynananı çok seviyorsan onu aletli dalışa başlat. Neyse işte, dalış şahane bir şey demiş miydim? Yeterince uzun dalarsan ki benim neredeyse 20 yıl olacak, denizlerin nasıl değiştiğini gözlemleyebiliyorsun. Kötüye gidiyor işler. O yüzden en kötü su altı fotoğrafının bile bir arşiv değeri var. Ama enseyi karartma Frank, bu dünya buz devri sonrası büyük felaketi görüp atlatmış. Bu günler de geçecek.

Bay Frank: Dalmaktan en keyif aldığın yerleri merak ediyorum. Bir de vurguna yaklaştığın anlar oldu mu?

Babasultan Deringuru: Dalmaktan keyif almadığım yer yok gibi bir şey. Ama en çok keyif aldığım yerler biyoçeşitliliğin tavan yaptığı yerler. Filipinler gibi, Endonezya gibi daha az el değmiş daha bakir resifler. Ben mikro şeylerin hastasıyım, bana büyük balık da gerekmez 5 mm boyunda bir karidesin başında saatler geçirebilirim. Gözlerine bakarım, hareketlerini incelerim, ışığı ve gölgeyi düşünürüm. Fotoğraf ışık ve gölgedir çünkü. Düşünmeden yapılan hiç bir işten hayır gelmez. Fotoğraf da öyledir, önce kafanda çekeceksin fotoğrafı Frank. Neyse işte bu bağlamda her yer şahane ya da rezalet olabilir dalış için. Istanbul'da bile inanılmaz bir mikrocanlılık var, seni dalışa götürsem çıldırırsın. Gençken çok disiplinsiz dikkatsiz bir adamdım. Kendimi disipline etmem yıllarımı aldı. Bir sürü şey yaptım; meditasyon, karate, yoga, makrame, yıllar içinde belirli bir disiplin edindim. Kaplumbağa terbiyecisiyim ben ama kaplumbağa da benim. Kendi kendisini terbiye eden kaplumbağa. Ouroboros gibi. Fazla mı karışık konuşuyorum? Gözünün feri söndü de ashgdjashgj.

Bay Frank: Başım ağrıdı biraz ama devam et sen, mutlaka anlayan biri çıkar asdfghj

Babasultan Deringuru: Vurgun dedin! Vurgun, derinlik sarhoşluğu, barotravma ve başka riskleri var dalışın ve iyi bir dalış eğitimi bu riskleri kontrol edebilmeni sağlıyor. Vurgun yiyebilecek kadar riskli dalışlar yapmadım, yapmıyorum. Dikkatli bir insanım ama ölüme yaklaştığım zamanlar oldu bak. Hep ekipman hataları ve hep kiralık ekipmanlar yüzünden. Bir keresinde Maldivler'de 19 metrede soluduğum regülatör bozuldu havayı kesti yedek de yok, kiralık ekipman. Son ve uzun bir nefes alıp dalış liderine yüzüp yapışamasam belki de istatistik olmuştum.  Bu yüzden kendi ekipmanımla dalıyorum bakımı ve servisini ben yaptırıyorum sürprizlerden uzak duruyorum kafam rahat. İnsanlar yaptıkları işleri abartmayı seviyorlar bu onları da dolaylı olarak yüceltiyor. Dalışın abartılacak bir yanı yok belirli kuralları ve basit temel becerileri olan bir uğraş. Romantik bir tarafı da yok.

Bay Frank: Hayatının büyük bir kısmı Rusya'da geçti, çok iyi analiz etmişsindir Rusların yapısını. O romanlardaki karakterler hala var mı sokakta?

Babasultan Deringuru: Hayatımın büyük kısmı şantiyelerde geçti. Rusya, Irak, Afrika, Kafkasya dolanmadığım yer kalmadı. Bunların bende bıraktığı izler ve hatıralar çok. Arada sırada yazıyorum, benden sonra kızıma bir şeyler kalsın istiyorum. Bu coğrafyaların hepsinde farklı farklı insanlar var. İnanılmaz bir kültür harmanı. Sokaklarda o roman kahramanları yok. Onlar idealize karakterler. Sokaklar gerçek insanlarla dolu, gerçek dertleri var. Anlatacak çok hikaye var da buraya yazamıyoruz işte, sen biliyorsun sebebini. Ama şu kadarını söyleyeyim Dostoyevski, misal Çorum - Alaca'da bir şantiyeyi gözlemleyebilse oradan başlı başına bir külliyat çıkarırdı. Şöyle bir cümle hoş olmaz mıydı misal? "Resul usta şafak vakti konteynerin kapısını açmış sabah ayazında işerken bir gece önceden karşı konteynerin altına yuvarladığı ondokuz bira şişesi alaca karanlıkta bir baykuşun gözleri gibi ışıldıyordu..." Bizdeki maden de çok zengin ama Amariga çıkartmamıza izin vermiyor. Çay? her kötü espriden sonra çay harareti alır.

Bay Frank: Bak buna ben güldüm ve eminim Odyo Abi burada olsaydı o da gülerdi ama bu akşam kaynanamın yanında böyle espriler yapmazsan iyi olur abi.

Babasultan Deringuru: Ali Nazik icin her seyi yaparim asdfghjk

Bay Frank: Farklı kültürlerden çok sayıda ülkede şantiye amaçlı bulunmuşsun. Kültür, ülke değişse de şantiye  çalışanları dünyanın her yerinde benzer insanlardır diyebilir misin?

Babasultan Deringuru: Şantiyeler dertli insanların yuvasıdır. Neredeyse dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı böyledir bu. Ekmek parası peşinde emeğini satan insanlar dertsiz olmaz. Şantiyenin kutsal kitabı iş programı ve puantaj defteridir. Hayatı da düğünler, cenazeler ve bayramlar şekillendirir. Şartlar ülkeden ülkeye değişiyor ama ana kurallar değişmez. Dertli insanların ortak özellikleri var. Emeğinin karşılığını almak, saygı görmek, eve ekmek götürmek gibi. Buna iç dinamikleri de eklersen misal ırk, din, dil farklılıklarını şantiye yönetmenin ülke yönetmekten fazla farkı olmadığını görürsün. Para, saygı ya da yemekte arıza çıkarsa bu sana bir şekil döner. Kürek, kazma, keser gibi aletlerin el altında olduğu yerlerde bu geri dönüşler farklı tezahür edebilir. hazırlıklı ve akıllı olmalısın kısacası.

Bay Frank: Kelimenin her anlamıyla Atatürk aşığısın?

Babasultan Deringuru: Atatürk sevgisi farklı bir şey, Bir insanı diriltme şansım olsaydı şu gün, şu an Atatürk'ü diriltirdim 38 yaşının tüm birikim ve donanımıyla Samsun'da. Düşünsene neler neler olur? Her çağ sayılı deha getirir insanlık için. Bizim şansımız da Atatürk'ün bu coğrafyada dünyaya gelip hayatını sürmesidir. Ama işin romantizmini bir kenara bırakırsak her koyun kendi bacağından asılır. Kahraman ve kurtarıcılar beklemektense kendi üzerimize düşeni yapmalıyız. Gerisi hikaye.

Bay Frank: Başkanım seni çok sevdim ya. Güzel seyler söyle de hayat enerjimiz yükselsin. Güzel şeyler söyle de hayata sıkı sıkı tutunalım.

Babasultan Deringuru: Başkanım ben de seni seviyorum. Hayata sıkı sıkı sarılman için sana tek şey söyleyebilirim. Ölüm var. Gerisinin davulcu osuruğu kadar kıymeti harbiyesi yok. Hiç bir şey için geç değil, yaşadığımız sürece her şeyin çaresi var. Her şey yapılabilir. Ünlü bir düşünürün dediği gibi "Beş dakkada değişir bütün işler". Bir bakmışsın nehir yükselmiş balıklar karıncaları yiyor, bir bakmışsın nehir çekilmiş balıkların üstünde karıncalar ateş dansı yapıyor, hooop tepeden bir kuş geçiyor, boku meze tabağına düşüyor. Her şey olur yani. Zamanın kıymetini idrak edersen aklından geçen her şeyi yapmak için tek ihtiyacının zaman olduğunu anlarsın. Para falan da değil bak. Zaman, azim. Neyzen Teyfik Kolaylı Bakırköy'e akıl hastahanesine yatırdıkları zaman karyola demirinden ney yapmış kendisine. Bunu anladığımdan beri zamanı kovalıyorum. Yarım asırdır yaşıyorum az fazlasıyla. Son 15 yılda ney üflemeye başladım iyi kötü, düzenli spor yaptım, yeni şeyleri aradım buldum. Yakın zamanda resim çizmeye başladım dijital ortamlarda. Yeterince uzun yaşarsak zaman herkesin ve her şeyin hakkından geliyor. Zamanı sadece içinde yaşadığımız son on-onbeş yıldan ibaret sananlar yanılıyorlar. İyi günler gelir, kötü günler geçer, hoş sadalar ve hatıralar kalır bireysel ve toplumsal hafızada. Bu bağlamda zaman Tengri'dir Frank. Mutluluğun, mutsuzluğun, aşk acısının, karı koca kavgasının, fakirliğin ve aptallığın uzun vadede çaresidir iyi kullanılan zaman. Zamanı boşa geçirmemeye çalış Frank. Geri dönüşü olmayan tek şey zaman.